Oblomov okurken şunu fark ettim; aslında bu karakter sadece bir roman karakteri olmakla sınırlı değil, aramızda yaşayan canlı kanlı sizler bizler. Oblomov çokça ve ayrıntısıyla düşünen, kafasında birçok şey yaşayan biri. Uzak gelecek hakkında hayal kurmayı seviyor; hatta o kadar seviyor ki kafasında senelerce çiftliği hakkında en ufak ayrıntısına kadar düzenlemeler oluşturup hem yaşamak istediği geleceği erteliyor, bir yandan da olmayan bir gerçeklikte bir nevi varmışçasına yaşıyor. Peki gelecek hakkındaki kurgusu ne? Her şeyi tıkır tıkır işleyen bir çiftlik, mutlu bir aile, hoş bir çevre.., hatta doğanın işleyişini yani mevsimleri, doğa olaylarını bile kurguluyor. Her şeyiyle tam bir konfor alanı, huzur dolu bir ortam. Böylesine hayaller kurmaktan yorulan karakterimiz hem isteklerini hem de sorumluluklarını yapacak gücü içinde bulamıyor ve erteliyor da erteliyor. Yapsa kurtulacağı işleri halletmeye çalışmayıp nasıl yapar ederim diye düşünüp duruyor, ona buna soruyor ki bu da bir nebze sorumluluktan kaçmak oluyor.
Evdeki eşyaların yanı sıra duyguları da toz tutmuş. Hiç yaşanmamış bir geçmişi yani düşündüğü, kafasında yapıp bozduğu gerçek olmayan bir dünyası var. Ama bir yandan da ileride her şeyin daha iyi olacağı umudunu yitirmemiş. İçten içe aksini sezse bile hâlâ genç, önünde yapacak çok şeyi var. Kısacası ertelenmiş bir hayat. Kime inat ederek hiç bir şey yapmıyor? Kendine kötü bir hayatı reva görmüş de değil. Şimdi karakteri bırakalım da gelelim size bize. Hiç etrafınızda buna benzer bir insan gördünüz mü? Son zamanlarda düşünselliğin içine sıkışmış biri olarak kendimde bunu fark etmek beni çok rahatsız etti. Ders çalışmak, düşünmek, kendi kendime heveslenip sönmek, içimde yaşamaktan başka ne yapıyordum? Neden bazı şeylerden kaçıyor, sorumluluklarımı erteliyor