''...İlk olarak anneye saplanıp kalma vardır. Bu başka bir kadına geçmeyi zorlaştırır. Anneyle özdeşleşme bu bağlamanın sonucudur ve aynı zamanda bir anlamda oğlan çocuğunun anneye, ilk nesnesine sadık kalmasını sağlar. Sonra, genelde diğer cinse doğru yönelmektense el altında bulunan ve gerçekleştirilmesi daha kolay olan özsever bir nesne seçimine eğilim vardır.
Bu son etmenin ardında tümüyle kendine özgü bir güç saklı bekler ya da belki de onunla birlikte bulunur : Erkeklik organına yüklenen büyük değer ve sevgi nesnesinde onun bulunmamasına katlanamama.
Kadınların küçümsenmesi, onlardan imrenme hatta korkma genellikle erken dönemlerde kadınların penise sahip olmadıklarının keşfedilmesinden çıkar. Bunun ardından eşcinsel nesne seçimine zorlayan diğer bir güçlü güdüleyici etmen olarak babaya saygı ya da ondan korkmayı keşfettik çünkü kadınlardan vazgeçilmesi babayla (ya da onun yerini alabilecek tüm erkeklerle)tüm rekabetten kaçınılması demektir.
Son iki güdüleyici etmen -hem nesnede bir penisin gerekliliğine takılma hem de babanın lehine geri çekilme- iğdiş edilme karmaşasına bağlanabilir.
Anneye bağlanma, narsizim, iğdiş edilme korkusu; bunlar bugüne değin eşcinselliğin ruhsal etiolojisinde bulduğumuz etmenlerdir.''