''Söz veriyorum, uslu duracağım. Bir daha asla kavga etmeyeceğim, küfretmeyeceğim, kıç bile demeyeceğim. Tek istediğim hep senin yanında kalmak...''
Kitabı erken yaşta okuyup da hazmedemeden bitirmiş olmadığım için mutluyum. Fazlasıyla gerçekçi bir çocuk ağzı anlatımı kullanılmış, bu da Zeze' yi zihnen gerçek bir karakter olarak benimsememizi sağlıyor. Okurken bazen Zeze' ye şefkatle sarılmak, elimi uzatmak, çevresinden korumak istedim. Parlak zekasıyla gülümsetirken, kocaman yüreğiyle de hüzünlendirdi. Portuga' dan sonra içindeki koca deryanın dinmesi, ruhunun sönmesiyle benim de içimde bir şeyler eksildi.
Şeker Portakalı' nı, Zeze' nin duygularını içime çekercesine, hislerine ortak olurcasına okumak; o küçük yaştaki zeka küpünü, 'içindeki küçük şeytanı' tanımak, kocaman yüreği ve hassas düşünceleri ile tatlı hayallerinin şahidi olmak çok değerliydi.
Başta çocukların olmak üzere herkesin sevgi ve merhamete ihtiyacı olduğunun, karşımızdakine karşı ufak gibi görünen bir iyiliğin bile ne denli mutlulukları sağlayabileceğinin farkında olmalı ve bu farkındalığı yaymak zorundayız. Zeze' yi bağrımıza basamıyorsak bağrımıza basacak çocuklarla dolu bu dünya! Zeze' ye sevgimizi ulaştıramıyorsak sevgiye hasret insanlarla dolu etrafımız! Dünya, anlayış bekleyenlerle, acısını içinde saklamaktan yorgun düşmüşlerle, gülümsemeye hasret kalmışlarla dolu...
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
Çocukların aldıkları her rahatsız edici izlenime, onu oyunlarında yeniden üreterek bu tarzda davrandıkları kesindir. Böylece edilginlikten etkinliğe geçerek deneyimlerine ruhsal olarak egemen olmaya çalışırlar.
''...İlk olarak anneye saplanıp kalma vardır. Bu başka bir kadına geçmeyi zorlaştırır. Anneyle özdeşleşme bu bağlamanın sonucudur ve aynı zamanda bir anlamda oğlan çocuğunun anneye, ilk nesnesine sadık kalmasını sağlar. Sonra, genelde diğer cinse doğru yönelmektense el altında bulunan ve gerçekleştirilmesi daha kolay olan özsever bir nesne seçimine eğilim vardır.
Bu son etmenin ardında tümüyle kendine özgü bir güç saklı bekler ya da belki de onunla birlikte bulunur : Erkeklik organına yüklenen büyük değer ve sevgi nesnesinde onun bulunmamasına katlanamama.
Kadınların küçümsenmesi, onlardan imrenme hatta korkma genellikle erken dönemlerde kadınların penise sahip olmadıklarının keşfedilmesinden çıkar. Bunun ardından eşcinsel nesne seçimine zorlayan diğer bir güçlü güdüleyici etmen olarak babaya saygı ya da ondan korkmayı keşfettik çünkü kadınlardan vazgeçilmesi babayla (ya da onun yerini alabilecek tüm erkeklerle)tüm rekabetten kaçınılması demektir.
Son iki güdüleyici etmen -hem nesnede bir penisin gerekliliğine takılma hem de babanın lehine geri çekilme- iğdiş edilme karmaşasına bağlanabilir.
Anneye bağlanma, narsizim, iğdiş edilme korkusu; bunlar bugüne değin eşcinselliğin ruhsal etiolojisinde bulduğumuz etmenlerdir.''