Eser, üzerinde yaşadığımız dünyanın üstüne ilk İslâm ışıkları serpilmeden önceki manzarasını hızlı bir şekilde fakat açık olarak kısa çizgilerle belirtmekle başlıyor. Yayılıp uzanan dünyanın sinesinde yer alan toplumların şemasını işliyor ve putperest dinlerin bulunduğu milletlerin genel manzarasını gözler önüne seriyor.
Müellifin fırçasından çıkan bu tablo, koskoca dünyayı avucunuzun içine sığacak kadar küçülten eşsiz bir eserdir. Müellif problemleri ortaya koyarken gayet titiz ve hassas davranmış, gerçekleri gayet açık bir şekilde gözler önüne sermiştir. Tarafsızlık prensibini bir an olsun hatırından çıkarmamış, taassuptan uzak objektif bir tutum içinde hareket etmiştir. Ayrıca eski ve yeni, müslüman ve gayri müslim tarihçi ve araştırıcılara büyük yer vermiştir. Hâlbuki onların İslâm dinine ve İslâm dininin o devirde oynadığı role karşı oldukları meydandadır. Sonuç olarak müellif, olaylara daima objektif bir gözle bakmıştır.
Dünyanın üzerine çöken bu cehalet karanlığının yürekler acısı hazin manzarasını çizdikten sonra, İslâm'ın insanlığın kurtuluşundaki rolünü sunmaya çalışmıştır.
•
İslâm, kumanda mekanizmasını ele geçirmedikçe hareket edemez. Çünkü İslâm bir üstünlük akidesidir, bir kumanda nizamıdır; tâbi olmak değil, icat etme yoludur. Müslümanların gerilemeleri; bağlı bulundukları dinlerinin üzerlerine farz kıldığı kumanda mevkiinden uzaklaşmaları, İslâm'ın kendilerini zorunlu tuttuğu insanlığı koruma ideallerinden kopmaları ve her alanda dinlerinin emrettiği esaslardan ayrılmaları sebebiyle, İslâm'ın kumanda dizginlerini kaybettiği devir gelmektedir.
•
Bu eserde gözle görülür bir şekilde ortaya çıkan en bariz özellik; İslâm ruhunun uçsuz bucaksız ummanları andıran o geniş temellerine kadar inilip anlatılmasıdır. O bakımdan bu kitap, sadece dinî ve içtimaî