Olgular artık kimseyi ilgilendirmiyor. Bulma ve usa vurma için önemsiz başlangıç noktaları bunlar. Okulda bize kuşkulanma ve unutma sanatı öğretiliyor. Öncelikle kişisel ve yerel olanların unutulması. Aralıksız akıp giden zamanın içinde yaşıyoruz, ama sub specie aeternitatis* yaşamaya çabalıyoruz. Geçmişten, dilden giderek unutulmaya başlanan bir kaç ad kaldı bize. İşe yaramayan kesinlikleri bir yana bırakıyoruz. Artık ne zaman sırası var ne de tarih. İstatistik de yok.
*Sonsuzluğun bakışı altında
Sayfa 111 - Yorgun Bir Adamın Düşülkesi, İletişim yayınları
-Bana da yaşam her şeyi verdi. Yaşam herkese her şeyi verir ama çoğu bunu bilmez. Sesim yorgun ve parmaklarım zayıf, ama dinle beni.
Arpını aldı ve mucize anlamına gelen Undr sözcüğünü söyledi.
Ölmekte olan adamın şarkısı beni altüst etmişti, fakat şarkısında ve tellerinde yaptığım işleri, bana ilk aşkı tattıran köle kadını, öldürdüğüm adamları, soğuk sabahları, suyun üstünde güneşin doğuşunu, kürekleri gördüm. Arpı elime aldım ve değişik bir sözcükle şarkı söyledim.
-Tamam, dedi öteki, ne dediğini duyabilmek için yanına yaklaştım.
-Beni anladın, dedi.
Her birimiz ötekinin karikatürleştirilmiş öyküntüsüydük. Durum, çok uzun süremeyecek denli anormaldi. Öğüt vermek de tartışmak da yararsızdı, çünkü onun kaçınılmaz yazgısı ben olmaktı.