''Neden kitap okuyorsun bu kadar?'' diye sorup duruyor insanlar bana ve diğer okuyuculara. Bakıyorum da etrafımdaki okuyucuların birçoğunun verdiği cevaplar aşağı yukarı şöyle;
-Bilgilenmek için,
-Kendimi geliştirmek için,
-Genel kültürümü arttırmak için,
-Sınavlara hazırlanmak için,
-Empati kurabilmek için,
-Bakış açımı değiştirebilmek için vs.
''Okumayı seviyorum'' deyip geçiştirdiğim bu soru canımı yakıyor hep benim. Çünkü ben bunlardan hiçbiri için okumaya başlamadım. Bunlar için okumuyorum. Ben hep kaçmak için okudum. Kendi hayatımdan, çevremin varlığından, kendi bedenimden uzaklaşmak için. Okul ev arası bilmem kaç metrekarelik yaşam alanımdan çıkmak için okudum. Başkalarını anlamak için değil, kendimi anlamak için. Başka hayatlar yaşamak için. Bu yüzden en çok roman okudum. İçlerinde eriyebildiğim onlar vardı çünkü. Hep satır aralarına saklandım ben. O zamanlar da hiç kendim olmadım. ''C'' oldum çoğu zaman. Bazen ''Katya Treville'' bazen ''Alaaddin''. Hep kitaplara üzüldüm. Başkalarının üzüntüsü daha kolay taşınıyor çünkü. Kendimle başa çıkacak gücüm yoktu. Okudukça kapanmıyor içimizdeki yaralar. Dolmuyor boşluklar. Okudukça dert sahibi oluyormuş insan. Genel kültürüm arttı mı, karşımdakini daha mı iyi anlıyorum artık bilmiyorum. Ama kendime aşinayım. Aklımı mutlu olmakla bozmuyorum. Nasıl tanımlanırsa tanımlansın istediğimin mutluluk olmadığını biliyorum.
Ben hâlâ yukarıda sıralananlar için okumuyorum. Benim intihar biçimim bu. Ben kendimi kanatmak için okuyorum. Ama gel gör ki ''Neden okuyorsun?'' sorusuna hâlâ gülümseyerek ''Okumayı seviyorum'' deyip kaçıyorum.
ALINTI
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Peki kendinden şüphe etmek hiç aklına geldi mi? Senin gül hatrın için, biz de bir felsefe mesleği kuralım.
-Yahu, meslek dedikte, yol, ekol, tarîk mânâsında dedik. Yoksa felsefeyi icat etmiyoruz ya! Bak, uzatmayalım dedikçe uzuyor meret! - Onun da adı ''septik solipsizm'' olsun. Solipsizm kısmı herkesin malûmu. Asıl numara ''septik''likte: O yok, bu yok, şu yok! Peki ya ben? ''İçim ürperiyor ya ben de yoksam!''
Peki, bu hikaye bize ne öğretti? Aslında kendimiz andığımız hüviyet, bize dışarıdan dayatılan kimliklerden müteşekkilmiş desek, büyük laf mı etmiş oluruz? varsın olsun!
Fakir dediysek edeptendir: Yoksa kalemimiz mi kısa ki büyük laf edemeyelim!