Fuzuli'nin kaleminden dökülen ilahi aşkın, hem bir şairin ruhunu hem de bir çağın derinliğini nasıl yansıttığını okudukça fark ediyorsunuz. Bu kitabı okurken, yalnızca Fuzuli'yi değil, aynı zamanda kendi içimde taşıdığım kelimeye, sevgiye ve sadakate dair duyguları da yeniden hatırladım.
Benim için bu kitap, sadece geçmişe bakmak değil, bugün de aşkı nasıl taşıdığımızı sorgulamak gibiydi. Çünkü satır aralarında sevmenin, sabretmenin ve "beklemenin" incelikleri var. Özellikle insanı yoran ama yine de vazgeçiremediği hisleri olan biri olarak, Fuzuli’nin aşkı yaşama biçimi bana çok tanıdık geldi. Bazen susarak sevmenin, bazen uzak durarak sadık kalmanın büyüklüğünü hissettirdi bana.
Kitap boyunca hem edebi bir zenginlik hem de gönül dünyasına dair sarsıcı bir derinlik vardı. Dili sade ama anlamı derin, yormuyor ama düşündürüyor. Maneviyatla edebiyatın birbirine böyle zarifçe dokunduğu kitaplara ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha fark ettim.