Bu gibi durumlarda insanları caydırmak için ne deseniz boştur. Yaşam sanki onlara karşı pek mi sevecen davranıyor? Onlar şimdi kime ya da neye acısınlar yani? Üstelik ne diye? Ötekileri mi düşünecekler? Bugüne kadar kim başkasının hakkında cehennemdeki yerini almak üzere oraya inmiş?Asla. Olsa olsa birinin ötekini zorla oraya indirdiğine tanık olursunuz.
İnsanlar o boktan anılardan,çektikleri sıkıntılardan bir türlü vazgeçmek istemezler ve ne yaparsanız yapın bunun dışına çıkmalarını sağlayamazsınız. Ruhlarını böyle oyalarlar. Bugün yaşadıkları haksızlıklardan intikam almak için geleceği bokla sıvamaya uğraşırlar kendi içlerinin derinliklerinde. Hem adil hem de ödlektirler aslında. Doğaları budur.
Gençken,en su katıllamış kayıtsızlıklar,en sinik öküzlükler için bile özürler icat etmeyi başarırız,yok tutkulu kapristi ya da kim bilir hangi acemi romantizmiydi diyerek. Ancak daha sonra sırf iyi kötü 37 derece de ayakta kalabilmek için dahi yaşam sizden kurnazca hesap,zalimlik,kötülük olarak neler talep edebileceğini gayet açık bir biçimde ortaya koyduğunda insan farkına varmaya başlıyor, her şey yerli yerine oturuyor,bir geçmişin içerdiği tüm rezillikleri anlayabilmek için sağlam bir zemine gelmiş oluyor. Bunu başarmak için tek yapılacak şey insanın kendisini ve aslında ne tür bir süpürüntüye dönüştüğünü titizlikle incelemesidir. Artık gizem de kalmadı,avanaklık da,bugüne kadar yaşamayı başarabilen,bunu yapabildiğine göre nasıl olsa tüm şiirini de tüketmiştir. Sıfıra sıfır elde var sıfır,işte yaşam.