Bu toprak bizim. Onu biz ölçüp biçtik. Bu topraklar üzerinde doğduk, öldürüldük, öldük. Hiçbir işe yaramasa bile yine de bizim toprağımız. Üstünde doğmamız, onu işlememiz, üstünde ölmemiz bu toprakları bizim yapıyor. Sahip olmak işte bu denektir, yoksa bir numara bulunan bir kağıt parçası değil.
Yalnız para pul için çalışırken, kendi elimizle kendi zindanımızı kuruyoruz. Yaşamaya değer hiçbir şey sağlamayan o değersiz paramızla kendi kabuğumuza çekiliyoruz.
Yaşam böyledir işte. Önce, yıllar yılı ağaç dikmiş, zenginleşmişizdir. Sonra, araya başka yıllar girmiş, zaman bütün bu yaptıklarımızı bozmuş, diktiğimiz ağaçları bir bir söküp atmıştır. Arkadaşların gölgeleri bir bir aramızdan çekilmiştir. Yaslarımıza, artık kocamışlığın erdiği o sinsi üzüntü karışmıştır.