Dinamo, bana kalırsa hem yaşadığı dönemde hem de günümüzde değeri bilinmeyen; daha fazla abartılması, daha fazla okunması gereken bir yazar. Yazarın en popüler ve en çok beğenilen eseri olan bu kitap, benim için unutulmaz bir tecrübe oldu. Yakın zamanda bu kadar duygu yükü fazla, insanın içini bu denli titreten başka bir kitap okuduğumu sanmıyorum.
Savaş ve Açlar, sadece basit bir savaş dönemi anlatısı değil; kesinlikle çok iyi bir farkındalık romanı. Aynı zamanda savaş dönemlerinin çoğu zaman atlanan birçok unsuruna da doğrudan temas eden bir eser. Örneğin, kadınların ve çocukların bu dönemde yaşadıklarını, onların penceresinden bakabilmemiz için unutulmaz bir metin. Yine aynı şekilde, ülke savaş belasıyla uğraşırken insanların arka planda, ülkeye hiçbir faydası olmayacak şekilde yaptıkları şeyleri de bu kitapta açıkça görebiliyoruz.
Biliyorsunuz, resmi tarih duygusuzdur. “Savaş başladı, şu kadar insan katıldı, şu kadar şehit verildi, şu kadar toprak kazanıldı, şu anlaşmalar yapıldı ve bitti.” şeklinde ilerler. Ama bu tarz kitaplar, tarihin unuttuğu insani ve vicdani kısımları bize adeta bağırarak anlatır. Her ailenin, hatta her insanın özelinde neleri kaybettiğini, neleri feda ettiğini gösterir. Bu nedenle bu kitapların, savaş sempatizanlarına inat daha fazla okutulması gerektiğini düşünüyorum.
Eser, savaşın yalnız cephede kurşunla değil; evlerde açlıkla, hastalıkla, sahipsizlikle, yağmayla ve yoksullukla sürdüğünü gösteren son derece sarsıcı bir metin. Farkındalık oluşturma açısından da çok kıymetli. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Kitapta adı geçen Musa karakteri, Hasan İzzettin Dinamo’nun ta kendisi. Bu nedenle eser otobiyografik açıdan değerlendirildiğinde, neden bu kadar yoğun bir duygu yükü taşıdığını anlamak çok daha kolaylaşıyor. Dinamo, bireysel