Emre Bulut

Emre Bulut
@Emrebuluttt
Bi DÜNYA KİTAP OKUMA GRUBU #141166068 5 sene, 4000 üye, 42 il, Online ve Fiziksel Yazar Söyleşileri linktr.ee/bidunyakitapgrubu
İnsan, İnsan Sayesinde Büyür
9/10
·336 syf.··
2026 50. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 13:26
Nurullah Genç, çağdaş Türk şiiri denilince akla gelen ilk beş isimden biridir diye düşünüyorum. Ancak onu yalnızca şair kimliğiyle tanımlamanın, özellikle bu kitabı okuduktan ve roman alanındaki ödüllerini de öğrendikten sonra eksik bir bakış açısı olacağı kanaatindeyim. Kitap genel anlamda otobiyografik ve anı kategorisinde değerlendirilebilecek bir eser olsa da, içerisindeki şiirsel dokunuşlar ve edebî kalite anlatıyı çok daha üst bir seviyeye taşımaktadır. Bu kitap basit bir otobiyografik anlatı, bir farkındalık hikâyesi ya da bir başarı öyküsü olarak yorumlanmamalıdır. Aslında kaybolmaya yüz tutmuş bir insan tipinin, bir ahlak anlayışının ve bir medeniyet tasavvurunun hikâyesi olarak okunabilmelidir. Birçok otobiyografik anlatıda ana kahraman yazarın kendisidir. Ancak bu kitapta durum biraz farklıdır. Nurullah Genç, anlattığı bölümlerde genellikle kendisini ikinci ya da üçüncü planda tutarak hikâyeyi tamamlar. Örneğin; Sibirya gazisi Bekir Ağa, oğlu Seyfullah, Gülçehre Ana, köy odasında kitap okuyan insanlar, çocuklarını okutabilmek için hayatını adayan anne ve babalar, yol gösteren öğretmenler ve kapısını açan dostlar anlatılan bölümlerin asıl kahramanlarıdır. Bu nedenle kitap aslında Nurullah Genç’in değil; onu yetiştiren insanların kitabıdır. Yazarın başarısı bireysel değildir. Bir köyün, bir ailenin, bir kültürün ve bir inancın ortak başarısıdır. Kitabın en etkileyici taraflarından biri şüphesiz Sibirya gazisi Bekir Ağa portresidir. Dört yıl süren Sibirya esaretinden dönen bir insanın, harabeye dönmüş köyünü sekiz yıl boyunca yeniden inşa etmesi olağanüstü bir hadisedir. Bekir Ağa bunu kahraman olmak için değil, doğru olanı yapmak için yapar. Bu yönüyle eser, modern bireyciliğin karşısına geleneksel Anadolu irfanını ortaya koyar. Kitap boyunca Pinaduz köyü
Edebiyat
Omuzlarımda DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20242,026 okunma
Reklam
Hayat acemileri
8/10
·224 syf.··
2026 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 20:20
Beyhan Budak, kesinlikle ülkemiz çağdaş psikoloji alanının en çok duyduğu isimlerden birisi. Onu sadece sosyal medyada popüler videolar üreten bir isim olarak değerlendirmek yanlış olur. O herkesin bu kategoriyi anlaması aşamasında çok özel bir dil kullanıyor. Çünkü Budak’ın kurduğu dil, akademik psikolojinin klinik tonuyla gündelik hayatın kırılgan gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Özellikle günümüz insanının “iyi görünürken içten içe tükenme” hâlini anlatmadaki başarısı, onu klasik kişisel gelişim yazarlarından ayırıyor. O nedenle ben kişisel gelişim-psikoloji yazarı olarak kendimce onu tanımlıyorum. Şimdi incelemesini yaptığım Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi kitabı da tam olarak bu bahsettiğim dili kullanarak, psikolojik dayanıklılık, sınır koyma, bastırılmış duygular, geçmişe saplanıp kalma, duygusal hassasiyet ve insanın kendisiyle kurduğu problemli ilişki üzerine düşünürken; bunu akademik bir dil ile değil, gündelik hayatın içinden örneklerle yapıyor. Bu da ilk başta bahsettiğim çoğunluğu kapsayıcı olan anlatım şeklini belirtmemin aslında nedenini sanıyorum ki açıklıyor. Kitap, tipik kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak iyileştirici, umut aşılayıcı düşünce yapısıyla ilerlemiyor, okurun kendi eksikliğini bulması ve onun için neler yapılabilirin üzerinden ilerliyor. İnsanların neden genel olarak mutsuz oldukları ile de kitapta bir bölüm var. Genellikle biliyorsunuz insanlar neden mutsuz olduğunu açıklayamaz, iş hayatı, aile hayatı, özel hayat gibi onlarca nedenin içinde insan rahatsızlıklarını genellikle bedensel yorgunlukta arar, ancak yorgunluğunun temel nedeni bastırılmış birçok duygunun dışa psikolojik olarak vurumudur diyerek yazarımız bu durumu açıklıyor. Beyhan Budak'ın sanırım bulduğu bir kavram olan kitabın da adı olan "Hayat acemiliği"
Edebiyat
Hayat Acemileri İçin Yaşam RehberiBeyhan Budak · Kronik Kitap · 20243,727 okunma
Darbenin Çocuk Hali
8/10
·216 syf.··
2026 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 21:23
Sinem Sal ile tanışma kitabım olan Mihrap, genel çerçeveden bakacak olursak çocuk gözünden bir yas hikayesi. 12 Eylül öncesi sonrası dönemlerle alakalı bu ara çok sık kitap okuyorum ve üst üste geldi ve gariptir ki hep de çocuk gözünden olmaya başladı. Roman aslında büyük siyasi olayların yansımalarının sadece sokaklarda değil de, evlerde de anlattıldığını bir çocuğun gözünden bakarak bize çok daha aslında içine gireceğimiz bir ortam yaratarak samimiyeti ile yüreklerimize dokunarak anlatıyor. Mihrap, Sinem Sal’ın Bizim Zamanımız romanında yetişkin hâliyle tanıttığı Mihrap’ın çocukluğuna iner. Yaptığım araştırmaya göre iki kitabı sıralı okumaya gerek yokmuş, sadece bir kök hikayesi olarak görmekte anladığım kadarıyla fayda var. Mihrap karakterini yetişkin olarak da görmek isteyenler o kitabı da okuyabilir. Şimdi gelelim kitabımıza; kitabın adı da olan Mihrap, 12 Eylül döneminde İstanbul Hasköy’de yaşayan, çocuk aklıyla dünyayı anlamlandırmaya çalışan, neşesiyle acısını bastırmaya uğraşan bir kız çocuğudur. Babasını kaybetmesiyle birlikte onun dünyası da ülkenin siyasal karanlığıyla aynı anda yıkılır. Dedik ya işte çocuk aklı diye, 40 gün boyunca ölülerin eve gelmesi hurafesi kızımızı babasının da geleceği umuduna sürükler. Darbeye eğer ki müdahale edebilirse babası geri dönecektir. Bu hurafeye olan masum inancı kitabın bana kalırsa en vurucu noktası. Kitap boyunca Mihrap’ın çocuk dünyası, mahalle, aile, yas, kadın dayanışması, korku ve neşe iç içe ilerler. Darbenin dönüştürdüğü şeylerden biri de eşini kaybeden Mihrap'ın annesi olan Asiye'dir. Başta “lokum gibi” görünen anne, yaşadıkları karşısında sertleşir; Mihrap’ın gözünde “hükümet gibi kadın”a dönüşür. Bu dönüşüm, yalnızca bir kadının dul kalışı değil; ekonomik, toplumsal ve duygusal zorunluluklar altında ayakta
Edebiyat
MihrapSinem Sal · Karakarga Yayınevi · 2024694 okunma
Sevilmeyen Çocukların Büyüdüğü Bir Ülke
7/10
·336 syf.··
2026 26. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 21:05
Seray Şahiner'in incelememi yazdığım bu tarih itibari ile son kitabı olan Vatan Millet Samatya kitabını genel şablonda değerlendirdiğimizde 3 kuşak bir kadın hikayesi gibi görünse de, toplumun dönüşümüne, ataerkil toplum yapısının getirilerine, yoksulluğun bir eve yansımasına, bazı insanların erken olgunlaşmaya itilişinden aslında bahseden ironik tarafı da yoğun sert bir toplumcu gerçekçi roman. Tanıtım metninde kitaptan 3 kuşak sevgiyle değil de zaaflarla kuruluyor demesi de boşuna değil, bunu kitap bittikten sonra çok daha net bir şekilde görebiliyoruz. Kitabın bana göre en güçlü yönü anlatıcısı. Anlatıcı kitabımızda uzun bir aşamada çocuk oluyor. Seray Şahiner aslında burada büyük bir risk alıyor, çünkü çocuk masumluğunu, şeffaflığı, saflığını, keskin ve komik tarafını anlatabilmek çok kolay bir iş değildir, ama üstesinden ben geldiğini düşünüyorum, önce Melek'in çocukluk dönemi sonra da kızı olan İnci'nin çocukluğu gayet başarılı bir şekilde bizlere anlatılmış. “Kimse beni sevmeyince kendi kendimi evlat edindim.” alıntısı aslında kitabın bana kalırsa özeti niteliğinde kalacak bir alıntı. Bu alıntı hem psikolojik kısmını kitabın özetlerken, hem de sevilmeyen çocukların nasıl yetişkinlere, annelere, babalara, kurbanlara ve bazen de istemeden zalimlere dönüştüğünün küçük bir göndermesini yapıyor. Romanda 3 mekan var: Samatya, Millet ve Vatan. Burada tabii çok sık kullanılan içi boş vatanseverlik için kullanılan Vatan Millet Sakarya deyimine de bir gönderme var, belki de Samatya kelimesini eklemesi de bu kelimeye içi boş, kuru, sırf aile olmak için aileyiz diyenlere bir gönderme yapmıştır, nedenini bilemiyorum. Kitabın adına odaklandığımda şunu da gördüm; Vatan Millet gibi kavramların yanına eklenen o Samatya kelimesi. Samatya bölgesi Melek karakterinin ilk
Edebiyat
Vatan Millet SamatyaSeray Şahiner · Doğan Kitap · 20251,438 okunma
Herkesi Ağlatacak O Kitap
10/10
·376 syf.··
2026 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 21:15
Dinamo, bana kalırsa hem yaşadığı dönemde hem de günümüzde değeri bilinmeyen; daha fazla abartılması, daha fazla okunması gereken bir yazar. Yazarın en popüler ve en çok beğenilen eseri olan bu kitap, benim için unutulmaz bir tecrübe oldu. Yakın zamanda bu kadar duygu yükü fazla, insanın içini bu denli titreten başka bir kitap okuduğumu sanmıyorum. Savaş ve Açlar, sadece basit bir savaş dönemi anlatısı değil; kesinlikle çok iyi bir farkındalık romanı. Aynı zamanda savaş dönemlerinin çoğu zaman atlanan birçok unsuruna da doğrudan temas eden bir eser. Örneğin, kadınların ve çocukların bu dönemde yaşadıklarını, onların penceresinden bakabilmemiz için unutulmaz bir metin. Yine aynı şekilde, ülke savaş belasıyla uğraşırken insanların arka planda, ülkeye hiçbir faydası olmayacak şekilde yaptıkları şeyleri de bu kitapta açıkça görebiliyoruz. Biliyorsunuz, resmi tarih duygusuzdur. “Savaş başladı, şu kadar insan katıldı, şu kadar şehit verildi, şu kadar toprak kazanıldı, şu anlaşmalar yapıldı ve bitti.” şeklinde ilerler. Ama bu tarz kitaplar, tarihin unuttuğu insani ve vicdani kısımları bize adeta bağırarak anlatır. Her ailenin, hatta her insanın özelinde neleri kaybettiğini, neleri feda ettiğini gösterir. Bu nedenle bu kitapların, savaş sempatizanlarına inat daha fazla okutulması gerektiğini düşünüyorum. Eser, savaşın yalnız cephede kurşunla değil; evlerde açlıkla, hastalıkla, sahipsizlikle, yağmayla ve yoksullukla sürdüğünü gösteren son derece sarsıcı bir metin. Farkındalık oluşturma açısından da çok kıymetli. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Kitapta adı geçen Musa karakteri, Hasan İzzettin Dinamo’nun ta kendisi. Bu nedenle eser otobiyografik açıdan değerlendirildiğinde, neden bu kadar yoğun bir duygu yükü taşıdığını anlamak çok daha kolaylaşıyor. Dinamo, bireysel
1000Kitap
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,205 okunma
Reklam