Bizim Zamanımız kitabında yetişkinliğine tanık olduğumuz Mihrap Güzelyayla'nın bu romanda on yaşına gidiyoruz ve babasını kaybeden bir çocuğun yas sürecine bazen üzülerek ama çoğunlukla gülerek tanık oluyoruz . Babasını kaybetmenin acısını bile komediyle anlatıyor canım Mihrap. Ölen kişinin kırk güne kadar kendi deyişiyle eti kemiğinden ayrılmadan, burnu düşmeden evini ziyaret edeceğine inanan Mihrap, babasının ölümünü bir türlü kabul edemiyor, öyle ki nüfus sayımının olacağı gün komşusuna , sizin sayım bitince bize gelsen de babammış gibi seni saydırsak olur mu diye söylemeyi düşünüyor ki benim için kitaptaki en trajik yer burasıydı.
Hatıra, Nino, Asiye seksenli yıllarda herkesin mahallesinde gördüğü karakterler aslında, kitap o kadar hızlı ilerliyor ki bitmesin diye araya kitaplar sıkıştırarak okudum resmen.
Kitabın arka kapak yazısıyla bitirmek istiyorum:“Acımı anlatacak kadar şarkı, teşekkür edecek kadar İngilizce biliyorum ama acımı geçirecek kadar şarkı, derdimi anlatacak kadar Türkçe bilmiyorum.”