Kız sessizce hıçkırmaya başladı ve sonra sustu. Hiç kimse ağzını açmıyordu. Üçünün de yüreği yanıyordu. Pencereden ise dışarıdan akıp giden yaşamın sesi geliyordu.
Bilinmeyen'in(kitaptaki kadın karakter) yazdığı tüm samimiyetle, duygusallıkla ve en içtenlikle yazıyorum bu yazıyı..
Sabah erken saatlerde başladım ve Stefan zweig ile ilk tanışmam galiba. Ama iyi ki de tanışmışım diyorum çünkü kitap çok akıcı ve çok etkileyici idi. Hatta kitabın orta sayfalarında ağladığımı gördüm ve inanın ki hayatım boyunca ağladığım ilk kitap oldu.
Bilinmeyen'in yaşadığı o mükemmel o özgün duygulara ortak olduğum için kendimi mutlu hissediyorum.
Kitap, içeriğinde bilinmeyen'in R.'ye(kitaptaki erkek karakter bir başka değişle tohumunu etrafa sorumsuzca saçan kişi) olan aşkını ele alıyor bunu da bazı örneklerle ifade etmek istiyorum : mesela tuttuğu kapı kolundan içtiği sigaranın izmaritine kadar hatta ve hatta tanrıyı suçlayabilecek bir şekilde sevgi.
İlginç değil mi?
Ama bu sevginin R. tarafından hiç bir zaman karşılık bulamaması da mutsuz bir durum maalesef.
Son olarak da bu zamana kadar aşk nedir? Sorusuna cevap veremezken, bundan sonra ise bilinmeyen bir kadının mektubudur aşk, diye cevap verebileceğime kavuşabilmenin sevinci içindeyim umarım yazdığım bu yazı sizi de etkiler ve kitabı okuyup sonra iyi ki okumuşum ve iyi ki bilinmeyen ile tanışmışım dersiniz..
En azından bilinmeyen kendini hiç bir zaman yalnız hissetmemiş olur...:)
Bir kez daha yalnızım, her zamankinden daha beter hem de. Sana ait hiçbir şey yok elimde, hiçbir şey. Ne çocuk, ne bir kelime, ne bir satır, ne de hafızanda bir yer.