Herkese merhabalar...
Gregor Samsa'yı yaratan, Dönüşüm gibi efsane bir kitabın yaratıcısı ve bununla birlikte birden fazla kaliteli esere imza atan bir yazardan da böylesine tek düze, böylesine sıkıcı, böylesine kendinden soğutan bir eserden keyif almak mümkün değil gerçekten.
Bunu söylememin sebebi, Franz Kafka'nın eserlerini araştırmadan ele alınıp okunabilmesi mümkünken Milena'ya mektuplar'dan sonra demek ki neymiş Franz Kafka'nın da eserlerini okumadan önce araştırmak gerekiyor dedirttiriyor insana.
Kitabın içeriği her ne kadar da tek taraflı somut örnek olsa da Franz Kafka'nın Milena'ya olan sevgisini görmezden gelmek mümkün değil. Bunu en basit örneğiyle mektupların en sonunda bulunan şu isimlerin git gide Milena'ya dönüşmesiyle fark etmek mümkün.
-İçten selamlarımla, F. Kafka
-Sevgilerimle, F.Kafka
-Sizin, F. Kafka
-Sizin, F
-F.' niz
-Sizin Kafka'nız
-Senin ( artık adımı kaybediyorum, gittikçe kısaldı ve şimdi adım: senin)
Özellikle en sonda yer alan "senin" kelimesi kendisini Milena'ya ait ettiğinin bir ilanıdır. Başka bir alıntıyla da anlamak mümkün,
"Seni bir daha görmeyecek de olsam, bana aitsin sen" (syf :57) demesiyle de Milena'yı da kendine ait kılmaktadır.
Bu gibi cümlelerin her ne kadar devamı gelse de ve Milena'ya olan sevgisini bizlere her ne kadar hissettirse de kitabın ilerleyen sayfalarında tıpkı şu alıntıdaki gibi,
"Senin gerçek mutsuzluğun benim, başkası değil, sadece ben." (syf 182)
hem kendini hem de biz okuyucuları hayal kırıklığına uğrattığı aşikar. Hatta daha da ileriye giderek en kesin çözümü sunarak,
"Artık birbirimize yazmaya bir son vermeli ve geleceği geleceğe bırakmalıyız."(syf 245)
biz okuyucuları tamamen hayal kırıklığının da ötesine taşımaktadır. Kısacası kitapta her ne kadar da aşk işlenmiş olmasına rağmen Milena'nın