Herkesin üzerine konuştuğu, illaki bir şeyler söylediği bir eser Aşk-ı Memnu. Hepimiz biliyoruz ki konusu yasak aşk fakat ben esere konu üzerinden değil yazarın Servet-i Fünun döneminde, daha yeni yeni batılı tarzda romanlar yazdığımız bir zamanda neredeyse kusursuz roman yazmış olmasıdır.
Uşaklıgil'in bir çok dil bilmesi ve bu dillere oldukça hâkim olması zaten eserde direkt gözümüze çarpan bir unsur. Sanatlı söyleyiş ile olay örgülerini sıralamak ne kadar zor olsada yazar bunu ustalıkla yapmıştır. Yıllar önce yazılan ve günümüzde bile merakla okunan, defalarca dizisi dahi çekilen kitabın tabi ki de yazarın, karakterleri bir sarraf gibi titizlik ile hazırlayıp işlemesidir. Her karaktere bir ahlât-ı erbaa ve anâsır-ı erbaa unsuru vermiştir ve bu unsurların özelliğine göre karakterler inşaa edilmiştir. Örnek verecek olursak; Yazar, Nihal'i toprak grubundan seçmiştir ve kara sevda sıvısının vücudunda azalıp çoğalmasına göre ruh hâli de değişmektedir. Sık sık bayılması, melankolik olması bundan sebeptir. Bihter'e bakacak olursak hava grubundan seçilmiştir ve safra sıvısına göre vücudu ve ruh hâli betimlenmiştir.
Ayrıca romanda Freud'un oedipus kompleksi ve onun kızlar için geçerli olan elektra kompleksi gözlemlenir. Nihal'in ve Bihter'in babalarına olan düşkünlükleri bizi elektra kompleksine götürürken, Behlül'ün ise geçmişte annesiyle ilgili yaşadığı sorunlar ise bizi oedipusa götürür.
Son olarak eserin yazıldığı yıllarda Osmanlı'da istibdat döneminin yaşanması yazarların özgürce yazmasına engel olduğundan semboller ile fikirler anlatılmaya çalışılmıştır. Romanda mekân olarak geçen yalı Osmanlı'yı, Adnan Bey ise dönemin padişahı Abdülhamit'i temsil ederken; Bihter, Behlül, Firdevs Hanım ise Osmanlı'nın içinde bulunduğu ihaneti temsil eder.