İlk yakalandığımda ve Ezidi kızların başına gelenleri öğrendiğimde tek bir adamın elinde kalmak için dua etmiştim. Bir kez köle diye satılmak, insanlığının ve onurunun elinden alınması yeterince kötüydü, pazardaki bir eşya gibi, bir kamyonun arkasındaki un çuvalı gibi militandan militana geçirilme, evden eve götürülme hatta sınırdan IŞİD' in elindeki Suriye'ye nakledilme fikrine dayanamıyorum.
Saddam iktidardayken okulun bariz bir amacı vardı: Bize devlet eğitimi sunarak Ezidi kimliğimizi elimizden almak. Bize, ailemize, dinimize ya da aleyhimizde çıkarılan fermanlara hiç değinmeyen her derste ve ders kitabında açıkça belliydi bu. Ezidilerin çoğu Kürtçe konuşmasına rağmen derslerimiz Arapçaydı. Kürtçe isyanın diliydi ve Ezidilerin konuştuğu Kürtçe devletin gözüne daha da tehditkâr görünüyordu.
Biz Ezediler bu şekilde, dinimizle gurur duyarak ve diğer topluluklardan uzak yaşamaktan memnun bir halde uzun zamandır yaşayageldik. Daha fazla toprak ya da iktidar için hırs duymadık; dinimizde Ezidilere ait olmayan toprakları fethetmeyi ve dinimizi yaymayı emreden bir şey yoktur. Zaten kimse başka bir dinden Ezidi dinine geçemez.