"Besleme ve üreme gibi yalın ihtiyaçların dışında insanoğlunun en çok istediği şey ardında kendinden bir iz bırakmaktır; gerçekten yaşanmış olduğunun bir belirtisi belki de. Bu kanıtı insanoğlu ağaç gövdelerinin, taşların, başka insan yaşamlarının üstünde bırakır. Bu köklü istek herkeste vardır. Hela duvarlarına ayıp şeyler yazan oğlan çocuğundan tutun da kendi kişiliğini koca bir ırkın kafasının içine kazıyan Buda' ya kadar...
Savaş eserlerimizin köyün içinden geçirilişini gördüm. Upuzun sıralar halinde. Üzerlerindeki yırtık, yanmış kaputlarıyla. Geceyi geçirdikleri yerde ağaç kabuklarını kemiriyorlardı. Yemek yerine, ölü at atılmıştı önlerine. Parçalayıp yediler o atı.
Geceleyin, Almanlara ait bir trenin raydan çıkarılıp ateşe verildiğini, sabahleyin de tren yolunda çalışan herkesin raylara yatırılıp, üzerlerinden lokomotif geçirildiğini gördüm...
İnsanların at arabalarına koşulduğunu gördüm. Sırtlarında sarı renkte altı köşeli yıldızlar vardı. Arabayı çeksinler diye kırbaçlanıyorlardı. Arabadakiler neşeliydi yolda ilerlerken.
Annelerin, kasaturalarla kendi çocuklarına darp ettirilmişini gördüm. Ve ateşe atılışlarını. Ve suyu kuyularına... Sıra gelmemişti annemle bana...
Komşumuzun köpeğinin ağlayışını gördüm. Komşu evin küllerinin üzerinde oturuyordu. Tek başına. İhtiyarlamış bir insanın bakışı vardı gözlerinde.
Üstelik ufaktım da ben...