O günün Âsitane’si, bugünün İstanbul’u bana hep İslâm toplumları arasındaki kavmiyetçilik çekişmelerini hatırlatır. Türklere “Hepimiz ehl-i İslâmız” diyecek olsak, “Öyle ama biz yöneticiyiz siz tebaasınız” diyorlardı. Biz ne zaman “Biz ve siz..diyecek olsak, “Sizler ihanet edip isyan çıkardınız” diye cevap veriyorlardı. Namaz bizim namazımızdı, Kitap bizim Kitabımızdı. Şahadet kelimesi dinimizin esası, zekât vergimiz, oruç perhizimizdi ve hac bizim memlekete yapılıyordu ama başımızdakiler daha okuduklarının anlamını bile bilmiyorlardı. Bir Arap âlim, doğru dürüst Arapça bilmeyen, herhangi bir fıkıh kita bını okumamış kişinin arkasında saf tutmaya mecbur kalırdı
Acı çekmekten korkmayın, cesur olun. Unutmayın hayatta her acı, sıkıntı geçiyor. Olmayacak bir insana sırf aşkınız yüzünden feda etmeyin kendinizi, ona tüm benliğinizi vermeyin. Vazgeçebilmeyi öğrenmek de kendinizi geliştirmeyi öğrenmenin çok büyük bir adımıdır. Bazen vazgeçmek çok daha büyük kapıları açar.