Kitabı zorla da olsa bitirdim. Cephe ve savaş kitapları okumaktan nefret ederim. Savaş teknikleri vs beni çok sıkar. Cephedeki askerlerin yaşadıklarını okumayı sevmiyorum. Ama cephe gerisinin anlatıldığı romanları seviyorum. Savaşın, savaştaki aktörleri değil de onların geride bıraktıkları üzerine okumak beni çok etkiliyor.
Bu kitabı da ikinci dünya savaşı sürecinde cephe gerisinde İtalya'da yaşanan hayatları okuyacağımı düşünerek heyecanla başladım ve bitirdim. Ama birşeyler eksik. Çok zor ilerleyebildim. Fazla gereksiz ayrıntı var. Yani olay örgüsü aslında İda , Nino ve Useppe etrafında dönüyor sözde. Ama o kadar çok hayattan bahsediyor ki yazar, bir süre sonra kitabın bütünlüğünden kopuyorsun bence. Mahallede işlenen bir cinayet ve bu cinayeti işleyen adamın sayfalar dolusu hayat hikayesinden tutun da, ikincil karakter olan Davide'nin meyhanede oyun sırasında karşısında oturan adamın hikayesine kadar. Yani bu kadarına da gerek var mı bilmiyorum ? İda nın kişiliğine, duruşuna dair net hissedilebilir bir duygu uyanmadı. Silik , gereksiz, hayata hiçbir müdehalesi olmayan, hayaın içinde yuvarlanıp giden bir kadın karakter. Bu kadın karakter daha vurucu işlenebilirdi. Belki de sıradan hayatları anlatmak istediği için böyle bir profil çizdi. Nino'nun ölümü çok boş anlatılmış. Trajik bir ölüm ama Nino kimdir, neyle uğraşmış, bu savrulmaları nedir , nerelerde yaşamış bişey bilmiyoruz. sürekli gidip gidip geliyor ve sonunda ölüyor. Useppe'nin sonu da öyle.... hissedemedim ben kitabı. Böylesine tarihi mesajlar vermek istenen bir romanda bilmiyorım ama insan ayakları yere basan , tutarlı bir karakter de görmek istiyor. Hiç mi yoktu yani İtalya' da böyle karakterler savaş boyunca. Tüm karakterler silik, acınası, zayıf...
Ayrıca asıl beni rahatsız eden fazla Stalin