İslam söz konusu olduğunda kimileri Müslüman toplumların yaşadığı ve hala yaşamakta olduğu bütün durumlardan onu sorumlu tutmakta asla tereddüt etmiyor; bu görüşü sadece haksız olmakla suçlamıyorum dünyadaki olayları tamamen anlaşılmaz hale getirmekle de suçluyorum.
Sonundan modernleşenileceği keşfedilmeden önce hıristiyanlık hakkında da yüzyıllarca benzer şeyler söylendi. Ben İslamiyet için de aynı şeyin olacağını inanıyorum her şeye rağmen bundan kuşku duyulmasını da çok iyi anlıyorum. Engizisyoncıların odun ateşinin ya da ilahi hakka sahip monarşinin Hıristiyanlığın ayrılmaz parçası olmadığını nasıl ortaya çıktıysa ; Cezayir’de Afganistan’da az çok her yerde karşımıza çıkan şiddet gericilik zorbalık zülümle dolu bu manzaranın da İslam’ın özüne has olmadığı kanıtlanıncaya kadar daha zaman çok zaman belki de birkaç kuşak geçmesi gerekeceğini inanıyorum.
Üçüncü Dünya Müslümanlarının Batı’ya şiddetle hınç duymalarının sadece kendilerinin Müslüman Batı’nın Hıristiyan olmasından değil aynı zamanda onlar yoksul baskı altında küçümsenmişken batının zengin ve güçlü olmasından ileri geldiğini düşünüyorum
İnsan sığınmacı olmadan önce göçmen olur; bir ülkeye gelmeden önce başka bir ülkeyi terk etmek zorunda kalmışsınızdır ve bir insanın terk ettiği yurduna karşı olan duyguları asla basite alınamaz
Bir kişinin belli bir gruba ait oluşunu belirleyen şeyin temelde başkaları olduğu ne kadar doğrudur; onu kendilerinden yapmaya çalışan yakınlarının -akrabalar memleketliler,dindaşlar - etkisi ve onu dışlamak için uğraşan karşı kamptakilerin etkisi. Her birimiz itildiğimiz bize yasaklanan ya da tuzaklar kurulan yollar arasından kendine bir yol açmak zorunda; birden bire kendimizi olamayız ne olduğumuzun “bilincine varmakla” yetinmeyiz ne isek o oluruz; kimliğimizin bilincine varmakla yetinmeyiz onu adım adım kazanırız.