Aidan

Aidan
Derin görünsün diye, suyu bulandırıyorlar.
Ancak ölümün karşısında vakarlı olmaktan çok korku duyan tabansızlar, bedeninin ileride bir ota, taşa ya da kurbağaya dönüşeceği, onların yapısında yeniden yaşayacağı düşüncesiyle avunabilirler.
Merkezi ve dış kıvrımlarıyla beynimiz, görme, konuşma yeteneğimiz, bilincimiz, yaratıcılığımız... bütün bunlar niçin sonunda, kara toprağa karışıp yerkabuğunun içinde dünyamızla birlikte güneşin çevresinde dönmeye bırakılıyordu? İnsanoğlunu tanrısal denecek ölçüde yüce bir akılla yoktan var edip mucizeye dönüştürmek, sonra da yerkabuğuyla birlikte soğumaya bırakıp güneşin çevresinde döndürmek hak mıdır?
Hem biliyor musunuz, içimde sanki hiç ölmeyecekmişim gibi bir duygu var. Bazen kendi kendime, 'Ee, zamanın geldi artık moruk!' dersem de içten değilimdir. İçimden başka bir ses, 'Hadi ordan! Sende ölecek göz var mı?' diyerek beni yatıştırır.
Düşünen insan gelişe gelişe tam bir olgunluğa eriştiği zaman kendini ister istemez içinden çıkamayacağı bir kapana kısılmış hisseder. Gerçekten de öyle, olgunluğa erişmiş bir insan, biz canlı varlıkların birtakım rastlantılar sonucu yoktan var olduğumuzu düşünmeye başlar, kendi kendine yaşamın anlamını, amacını sorar, yanıt alamayınca ya da saçma sapan açıklamalarla karşılaşınca sorularına yanıt verecek başka kapılar çalar. Ancak çaldığı hiçbir kapı açılmaz. Derken ölüm birdenbire dikilir karşısına, bu da isteği dışında gelişir.
Birbirimize pek çok yönden benzediğimiz için mi birbirimizi bulduk, yoksa sadece birbirimizi bulduğumuz için mi birbirimize bu kadar benziyoruz, bilemiyorum.