Hep iyi olmaz hayatlar… Hep iyi olmaz insanlar Hep iyi olmaz havalar Hep iyi olmaz sağlığın Hep iyi olmaz Hep iyi Hep Her gün iyi olmayan şeyler arasında gözlerim mercek altındaymış gibi, tüm iyi ve kötü anları bilir ve insanları tanır. Bunları mikrop inceler gibi incelemesi sanırım tesadüf değil. Benlik denilen şey yaşama güdüsü ile tanışmaya görsün kilim altına süpürdüğü ne varsa bir bir kusuyor bir viski kadehiyle. O sebeple yaşanılan, tecrübe edilen şeyler belki de hayatımızın en önemli denklemini oluşturuyor. Oysa ki her matematik kuralında olduğu gibidir hayat. “Değişken, değişkeni getirir.” Ki kimse bu mevzuyla ilgilenmez. Rakamlar öyle midir aziz? Bir kurallar bütünü içinde asla ahenklerini bozmazlar. Siz ne yaparsanız yapın doğru bildiğinden şaşmaz onlar. Asla denklem içinde değiştiremezsiniz bir’in birliğini. Matematiği çözmüş her insanı tanırsınız bu sebeple. Oysa insanın inşa ettiği yaşam olgusunda sistem kendi içinde Polonius’larını yaratır. Öyle ya da böyle oyunu devam ettirmeli der. Bir dama kuralındaki gibi önce önünüze bilindik bir havuç koyar. Sonra siz zafer kazandım sevincini dahi paylaşamadan bir büyük hamleyle sizi yutar. Kendi trajedisini kendi yaratan insan paradigmaları. Ya kendi tabiatını kurmaca anlara, sanal insanlara kaptıranlar. Şu yüzyılda hepimiz birbirimize caka satmaktan kırılıyoruz. Oysa ki hepimiz eziğiz, hadi itiraf edelim. Kendi doğamızı ulvileştireceğiz diye, kendi kendimizle konuşur, hüküm bildirir olduk. 7,5 milyar insanla aynı olan biyoloji, seyirci sayısı artsın diye her gün tüm ayarlarıyla oynanan zavallı bedenlere dönüşüyor. “Ben'in" dışındaki tüm insanlar doğaya aykırı, sisteme aykırı, zamana aykırı. Hayatta zorluklar mı yaşıyorsunuz? Bu da fark etmez önemli olan yüksek ivmeli magazini bol düşüşler. Çünkü o zaman tanrının