Saraç

Umarim faydası olur
İnternette "bulunamayan" kitap yoktur, sadece yanlış arama yöntemi vardır. 📌 Kaydedin, lazım olur. Aradığınız herhangi bir kitabı, makaleyi veya kaynağı saniyeler içinde doğrudan cihazınıza indirmek için bu basit formülü kullanabilirsiniz: ❌ Eski Yöntem: Kitap Adı + "oku" veya "indir" yazıp reklam dolu sitelerde kaybolmak. ✅ Yeni Yöntem: Kitap Adı + "filetype:pdf" veya Kitap Adı + "doctype:pdf" Örnek Uygulama: 1. Google'a gir. 2. "Babil'in En Zengin Adamı doctype:pdf" yaz. 3. Çıkan sonuçlarda PDF yazan dosya bağlantısına tıkla. Bu yöntem sadece kitaplar için değil; sunumlar için .ppt, tablolar için .xls formatlarında da hayat kurtarır. ...yani "filetype:ppt" veya "filetype:xls" aratabilirsiniz. ℹ️ Naçizane tavsiyem kitapları doğrudan satın almak ancak bazen kitapları bulamayabilir veya bütçe ayıramayabiliriz. Bu yöntem dar zamanlar için... 📌 Kaydedin, bir gün lazım olabilir.
1000k
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir kadın, oğlunun namazlarını düzenli bir şekilde camide kılması için onu teşvik ediyor, bunun için Allah’ın vereceği ecirden söz ediyor, elinden gelen gayreti de gösteriyormuş. Ancak çocuk bir türlü annesinin istediğini yapmıyor, tembellik gösteriyormuş. Nihayet gün olmuş; çocuk otuz yaşına gelmiş ve evlenmiş. Evliliğin üzerinden bir ay bile geçmeden oğul, eşinin de teşvikiyle namazlarını düzenli olarak camide kılmaya başlamış. Çocuğunun namazlarını camide düzenli olarak kıldığını gören annesi, gelinine şöyle demiş: “Seni tebrik ederim. Benim otuz yıldır başaramadığımı sen bir ayda başardın. Senin sayende oğlum artık namazlarını düzenli olarak camide kılıyor.” Yeni gelin, kaynanasına: “Anneciğim, taş ve hazinenin hikâyesini biliyor musunuz?” diyerek anlatmaya başlamış. “Bir zamanlar bir mahallede yolun orta yerinde kocaman bir kaya durur, gelip geçenleri rahatsız edermiş. O mahallede oturanlardan biri günün birinde ‘Bu kayayı buradan kaldırıp insanları rahatlatacağım.’ demiş ve eline kazmasını alarak kayaya darbeler indirmeye başlamış. Kayaya doksan dokuz darbe indirdiği hâlde kaya kırılmamış. Adam yorulunca dinlenmek üzere oturmuş. O sırada oradan geçmekte olan biri adama: ‘Ver birkaç darbe de ben vurayım.’ diyerek elinden kazmayı almış. Bir darbe indirmiş ki kaya parçalanmış. Kayanın içinden hazine dolu bir küp çıkmış. Son darbeyi indiren adam: ‘Kaya benim darbemle parçalandı, bu küpün içindekiler tamamen bana aittir.’ demiş. İlk darbeleri vuran adam: ‘Benim de bu hazinede payım var.’ diye ısrar etmiş. Sonunda mahkemeye gitmişler. Kadı olayı dinledikten sonra: ‘Bu hazinenin yüzde doksan dokuzu, kayaya doksan dokuz darbe indiren ilk şahsa aittir; yüzde biri de son darbeyi indiren şahsa aittir.’ demiş. Son darbeyi indiren şahıs: ‘Ama kayayı ben kırdım, ben
Din
“Bu mücahidi hatırlıyor musunuz? 🥷🇵🇸 Bu kahramanın adı Hamza Hişam Amir. Yaklaşık bir yaşındayken yetim kaldı. 1991 doğumluydu ve 30 yıldır bu güne hazırlanıyordu. Vücut geliştirme ve halter yapıyordu, elinden gelen her şekilde kendini hazırlıyordu. Babası gibi sporcuydu (Allah rahmet eylesin). Şekerin sporcu bedenini etkilememesi için annesinin verdiği küçük bir parça revaniyi bile yemeyi reddederdi. Bu yüzden yolda çevik bir şekilde koşardı ve sessizliği çok severdi. Yaptığı operasyonlarda kullandığı silahı kendi parasıyla satın alırdı. Büyük araçları hedef alma konusunda uzmandı. Gece gündüz 360 derece görüntü alan kamera, dürbün ve termal sistemlerden daha hızlıydı. Aşırı derecede hedefe yaklaşması sebebiyle tehlike oranı %90’ı aşan mesafelerden tanklarını vururdu. Varlıklı bir gençti. Annesinin tek oğluydu; bir de kız kardeşi Zeynep vardı. Operasyonlarda koştuğu ayakkabı, tufanın başlamasından bir ay önce eşinin ona hediyesiydi. “Merkava’yı küçük bir kuş gibi avlardım” derdi (Allah rahmet eylesin). Bu zarif sahne, öğle namazından hemen sonraydı. Han Yunus’ta bir operasyonda sırtından yaralandı; iyileşene kadar meydanı terk etmeyi reddetti. Ruhunu teslim ederken şehadet getiriyor ve tevhid işareti olarak işaret parmağını kaldırıyordu; büyüklerin erkek, kadın, çocuk hepsinin yaptığı gibi. Sana selam olsun ey Hamza; yüzünü dönmeden, kaçmadan. Allah sizi, salih kullarını razı olduğu kimselerden eylesin.”
Filistin
Bu iki nimeti Araplar "El-Atyabân" (İki en temiz nimet) olarak anarlar. Biri toprağın bereketi, diğeri canın şifasıdır. "التمر واللبن يشدان البدن" yani; "Hurma ve süt bedeni dimdik tutar." Efendimiz {s.a.v} sahih bir hadis-i şerifte: "Müminin sahurunun hurma ile olması ne güzeldir!" (Ebû Dâvûd), süt için ise: "Yiyecek ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şey yoktur" (Tirmizî) buyurur. Ha bir de işin bir de mukaddes beldelerdeki o eşsiz lezzet boyutu var... Mescid-i Nebevî ve Harem-i Şerif iftarlarının vazgeçilmezi yoğurt ve Dukkah ikilisini de unutmayalım. Karabiber, gül yaprakları, tuz, kimyon ve kavrulmuş susamdan oluşan o efsane karışım... Haremeyn de oruç açmanın tadı onunla başkadır. Bedenimizi bu helal rızıklarla beslerken, ruhlarımızı da Kur’an’dan mahrum bırakmayalım. سُحُورُنا تَمْرٌ وَلَبَنْ .. شِفاءُ جِسْمٍ لِلْبَدَنْ وَقَلْبُنا بـِالذِّكْرِ طابْ .. وَنُورُنا خَيْرُ الْكِتَبْ {Sahurumuz hurma ve süttür, bedene şifadır. Kalbimiz zikirle güzelleşir, nurumuz ise Kitapların en hayırlısıdır.}
Din
Yıllar önce bir paylaşım yapmıştım, hayatımı anlatan bir kitap yazsam adı "Geç Kalmak" olurdu, diye. Çünkü hep geç kaldığıma inandım. Sanki hayat önde gidiyor, ben de yetişmeye çalışıyordum. Bu yorgunluğun içinde debelenirken "teenni" diye bir kelimeye rastladım. Teenni; gecikmek, yavaşlık demek. Ama dilimizde, "Teennî eden muradına ulaşır." diye bir söz var. İlk bakışta çelişki gibi duruyor. Yavaş giden istediğine nasıl ulaşabilir ki? Gençken farklı düşünüyoruz oysa yaş aldıkça anlıyor insan: Koşmak, ilerlemek değildir. Bazen bir ömür koşturur da bir arpa boyu yol gidemez insan. Çünkü acele eden telaşlanır, yalnızca varacağı yere odaklanır. Telaş da zihni bulandırır, insanı kör eder. Sonra öyle bir hata yapar ki insan o hatayı düzeltmek için harcadığı zaman, yürüyeceği yoldan daha uzun sürer. Aceleye gelmiş bir öfke, bir aşk ya da bir fırsat... Hepsi yarı yolda bırakır. Sonra başlanan yere dönmek için bile mücadele etmek gerekir. "Keşke geç kalsaydım." der insan. Nasıl olur demeyin. Bazen ağır giden varır, acele eden geç kalır. Bugün hepimiz aynı trajedi ile karşı karşıyayız. Her şey o kadar hızlı akıyor ki, neyi kaçırdığımızı bile anlamadan sadece geride kaldığımızı hissediyoruz. Ruhumuz, bu çağın hızına yetişemiyor. Oysa teenni etmek lazım. Herkes koşarken durmak lazım. Son zamanlarda kendime hep şunu diyorum: Geç kaldığını sanıyorsan bir daha düşün.
Alıntı