Saraç

Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
BEYAZ SABUN VE ÖLÜM! Beyaz sabunun sizin için anlamı nedir? Benim için anlamı ölümdür. Bu sizi şaşırtmış olabilir. Ama bu benim realitem. İmamlık mesleğine başladığım ilk zamandan şimdiye kadar 50 civarı mevtayı yıkadım ve onlar için yapılması gereken son vazifeleri yaptım. Allah Teala, " biz Adem'in çocuklarını mükerrem kıldık" diye buyuruyor. Yıkadığım her mevtayı bu bilinçle en güzel şekilde yıkadım. Mevtayı yıkadığımda saf beyaz sabun kullanırım. Onun kendisine ait ve başka şeyde bulamayacağınız bir rayihası vardır. Kendimde yıkanırken saf beyaz sabun kullanırım. Sabun mevtanın tenine temas edip üstüne sıcak ama el yakmayan su dökülünce yükselen buharla beraber bir rayiha etrafa yayar. İşte o rayihayı banyo yaparken her aldığımda gassalın beni teneşirde yıkadığı sahne gözümün önünde canlanır. Ölüm hakikatini irkilerek hissederim. Aslında ölümle barışık bir insanım. Ama ne kadar barışık olursak olalım damakta lezzet bırakmayan bir hakikat ölüm. Su-i hatime endişesi yoksa bir kulun gafildir. Hem de emsali olmayan, uyanılmadığı takdirde telafisi olmayan bir gaflettedir. Şimdi sıkı durun sizinle en acı tecrübemi paylaşayım: Yıkadığım 50 küsur mevta ekseriyetle genç yaşta vefat eden kişilerdi. Kimi bir trafik kazasında, kimi hastalıktan ve kimi de başka sebeplerden vefat etmişti. Oysa hepimiz ölüme yaşlıların daha yakın gençlerinse daha uzak olduğunu düşünürüz. Bu ise bir insanın en büyük aldanışıdır. Oysa yolculuğu yakın gören azığını hazır eder, uzak gören kimse ise rahat davranır. Yıkadığımda en çok etkilendiğim mevta 8 aylık bir bebeğin naaşı idi. Ağlamaktan kendimi alamamış ve dirayetli olmakta çok zorlanmıştım. Müslümanlar! Yolculuk uzak değil bilesiniz... Deprem zamanı imam arkadaşlar neredeyse iki dakikada bir mevtanın namazını kıldırıyordu. Ben
Din
Her gün, dirhemin dörtte biri kadar da olsa (çok az bir miktar da olsa) sadaka ver ki sonunda Allah, senin adını, sadaka verenleri yazdığı deftere kaydetsin... Her gün bir ayet dahi olsun, Kur'ân-ı Kerîm oku ki Allah senin adını, Kur'ân okuyanları yazdığı deftere yazsın... Geceleri iki rekât dahi olsa namaz kıl ki Allah seni, gecelerini ibadetle geçirenlerle beraber yazsın... İbn-i Ataullah İskenderi (rh.a)
Din
Ömürden geriye kalan tek bir gün bile mümin için (yeni) bir ömürdür; asla hafife alınmaması gerekir. • Vahyül-Kalem - Er-Râfi'i
Din
İlk İslam filozoflarından biri olan El-Kindi, “Hüzünleri Giderme Sanatı” adlı kısa bir risale kaleme alır. Sözlerine bir tanımla başlar: Hüzün, sevdiğimiz şeyleri kaybetmekten ya da istediğimizi elde edememekten doğan bir acıdır. Risaledeki temel düşüncelerden biri şudur: Sahip olduğumuz her şey aslında bir emanettir; hiçbir şey gerçekten bizim değildir. Mülkün gerçek sahibi olan Allah, bunları bize vermiştir ve dilediği zaman geri alabilir. Bu durumda, bu emanetleri almaya gelen “aracıya” öfke duymanın hiçbir anlamı yoktur. Aksine, emaneti geri vermekten memnun olmalı, hatta şükretmeliyiz; aksi hâlde çocuklar gibi düşüncesiz davranmış oluruz. İnsanlar sık sık “Malımı kaybetmek beni üzmezdi, ama onu düşmanımın alması acı veriyor” derler. El-Kindî ise bunu “çocuksu mazeretler” olarak niteler. Çünkü Allah, emaneti geri almak için dilediği “aracıyı” seçebilir. Bir emanetin kaybına üzülmek, kötü bir karakterin işareti ve zararlı bir meşguliyettir. İnsanların sahip olduklarının sadece emanetçisi olduğu bu bozulmuş dünyada, geçici şeyler için üzülmek derin bir cehalet biçimidir; çünkü bu, kalıcı olanın—yani ruhun—amacını gölgeler. Eğer biz bedenî acılardan kaçınmak için sert ilaçlara başvuruyor, dağlama, uzuv kesme, oruç gibi zahmetlere katlanıyor ve bunlar için büyük maddi bedeller ödüyorsak, o hâlde aslında fanî ve bozulmaya mahkûm olandan çok, kalıcı olana özen göstermek daha da gerekli değil midir? El-Kindî’ye göre, kendimizi önce küçük şeylerde eğitmeliyiz; böylece elde edemediklerimiz karşısında sabretmek ve kaybettiklerimiz hakkında sükûnet ve hatta bir tür huzur duymak kolaylaşır.
Din