Müslümanlar, onca şiddet ve baskıya rağmen inançlarından vazgeçmiyorlardı. Çünkü Müslümanlar, İslâm'ı kabul etmenin; kara cahiliyete ve tağuti nizama karşı çıkmak ve bu uğurda bela ve musibetlere katlanmak demek olduğunu çok iyi biliyorlardı. Gene çok iyi biliyorlardı ki İslâm'ın esas hedeflerinden birisi de yeryüzünde ilahi hakimiyeti gerçekleştirmek ve kula kulluğu yok etmekti.
Hz. Osman'ın şehit edilmesi İslâm tarihinin önemli dönüm noktalarından birini teşkil eder. Her şeyden önce Hz. Peygamber'in (s.a.v) halifesi Müslümanların toplu şekilde gerçekleştirdikleri bir isyan neticesinde öldürülmüştü. Bu olay İslâm toplumunda uzun süre devam edecek sancılı bir dönemin işaretlerini verir. Nitekim daha sonra Hz. Ali halife seçilmiş ancak onun yönetimi başta Ümeyyeoğulları olmak üzere toplumun bazı kesimleri tarafından kabul görmemiştir. Şehit halife Hz. Osman'ın ailesi bundan sonra Muaviye liderliğinde harekete geçerek ölen halifenin kanı üzerinden Hz. Ali'ye karşı iktidar mücadelesi başlatmıştır.
Bütün bu olumsuz imajlarına ve haklarında yapılan ithamlara rağmen komutanlık ve valilik görevlerine getirilen Ümeyyeli bürokratların büyük bir kısmının yüklendikleri vazifelerin ehli ve kabiliyetli kişiler olduklarını göstermişlerdir.
Fakat "bütün liyakatli kişiler beni ümeyye içindeydi, Müslümanlar arasında başka yetenekli kimse yoktu, bu nedenle idari görevlere sadece onlar getirildiler " denemez. Zira o dönemde başka ailelere mensup kabiliyetli idareciler de vardı, dolayısıyla kendilerine imkân verilseydi onlar da başarılı hizmetler görebilirlerdi.
Hz. Osman hakkında yapılan tenkitlerin en başta gelen ve en yaygın olanı devletin idari ve askeri mevkilerine yakın akrabasını getirmiş olmasıdır.
Her ne niyetle gerçekleştirilmiş olursa olsun halifenin yönetimde akrabasını istihdam etme siyaseti Müslüman toplumu rahatsız etmiştir.