hafız! Hacı hafız merhum olmuş diye ben, niçin
senin babalığın oluyorum ?
— Hani, fakir onun mahdumu hafız llyasım
da... Ali Efendinin çehresi, birdenbire açıldı;
sevinçle:
— Hâ; şu cihetten... Oğlum îlyas, diye,
merhum daima bahsederdi... îlyas Efendisensin ha!..
Memnun oldum. Ey gel bakalım, içeri gir
hafız...
Hafız îlyas, kapının dışında lâpçınlarını
çıkardı, heybesini, şemsiyesini kapının
arkasına bıraktı. Ev sahibinin arkasndan,!-'
korka korka yandaki misafir odasına girdi.
Hacı Ali Efendi, merdivenin alt başından
yüksek sesle mangal, kahve, tütün
emrederken, Hafız efendi de, ayna ve
konsollara, duvarda asılı yazı levhalariyle kart
postallara, uçurtma kâğıdından tırtıllar ve
oymalarla süslenmiş raflara, guguklu saatlere
hayran hayran bakıyor, bu ihtişam ve ziynetten
korkmuş gibi, kendini gizliyecek bir köşe
arıyordu