Onların yapmasını sağlayamadığım bir diğer şey de soru sormalarıydı. Sonradan öğrencilerden biri bana bunun sebebi-ni açıkladı: "Ben size ders esnasında bir soru soracak olursamdaha sonra herkes bana, 'Neden ders saatini harcıyorsun?
'Biz öğrenmeye çalışıyoruz, sen ise onu durdurup soru soru yorsun,' diyorlar."
Bu bir tür ukalalıktı. Hiç kimse olan biteni anlamıyordu Ama başkalarına sanki her şeyi biliyorlarmış gibi davranıyor lardı. Hepsi anlıyor gibi yapıyordu ve içlerinden biri bir şeyi anlayamadığını belirtip soru sorduğunda hepsi birden karışık bir şey olmadığını söyleyip kendileri çok iyi anlamış gibi rol yapıyorlardı. Üstelik zamanın boşu boşuna harcandığından şikâyet ediyorlardı.
Onlara, beraber çalışmanın, tartışmanın, konu üzerinde ko nuşmanın ne kadar yararlı olduğunu anlattım, ama bunu da yapmayacaklardı. Çünkü birisine soru sorsalar itibarları sar şılır sanıyorlardı. Çok yazık!
Hepsi yaptıkları işlere göre akıllı insanlardı, ama kendile rini bu komik düşünceye hapsetmişlerdi. Bu acayip, kendine yeterli eğitim türü anlamsızdı, tamamen anlamsızdı
Akademik yılın sonunda öğrenciler benden Brezilya'daki öğretim deneyimlerimi anlatmamı istediler. Konuşmamı sade ce öğrenciler değil, profesörler ve hükümet görevlileri de izle yeceğinden istediğim her şeyi söyleyebilmem için söz vermele rini istedim. "Tabii" dediler, "Burası özgür bir ülke."