Hiçbir zaman anlamadı insanoğlu
Dünya birine kalacak olsaydı Süleyman’a kalırdı
Ölüm satın alınsaydı Nemrut tutar alırdı
Çıkmadık canlara derman bulurdu
Lokman Hekim ölmedi mi?
Bu yüzden hiç korkmadık biz
Umudumuz hep Allah’tandı.
Derdimize yüksel dedik, istediğin kadar yüksel!
Nasıl olsa geçmeyecek misin?
Zalimlere güçlen dedik, dilediğin kadar güçlen!
Nasıl olsa düşmeyecek misin?
Öyle oldu, olacak.
Bu dünya iyiyle kötünün arasında bir yerde
Ama günü geldiğinde iyilerden taraf olacak.
Senin anlamadığın, benim ise hiçbir zaman anlatamadığım, kekeme dudaklarımda kıvranıyor sevda kaçkını arsız cümleler.
Duruşuna yüz binlerce kez bakış bıraktığım bir çift göz eşlik ediyor umudu olmayan yarınlarıma. Kokladıkça izmarit sarısı oluyor çiçekler ve ben soluyorum boynu bükük bir begonya gibi bir anda.
Sonra adı hercai olan ırmaklarda dirilmeye çalışıyorum, fakat ölenler tekrar dönmüyorlarmış dünyaya, bunu açmaya çalıştıkça anlıyorum.
Sana kavuşmak için koşuyorum tüm stabilize yollarda. Üstelik kan ter içinde kalarak soluk soluğa. Sokak başlarını aşan ruhum İstanbul olup yansıyor suretine. Söylesene sevgili, sen mi şiirsin, yoksa bu şehir mi dizelerdeki o sihirli sözlere?
Şimdi rengi solmuş yaz aylarının cemrelerini karşılıyoruz birer birer. Fakat bana göre havaya, suya, toprağa değil, insanlığa düşmeli cemreler. Bir de çarçabuk boynunu bükmemeli dalları yeşermeye yüz tutmuş çiçekler.
Ama sen yine de rengi solmuş gökyüzüne aldırma. Bir gün topraktan gelmiş vücutlarımızla, havanın, suyun ve insanın kirlenmediği yerler inşa edeceğiz ütopyalara ve sonunda hayalden de olsa, yeni bir dünya kuracağız, bizi kimsenin bulamayacağı diyarlarda.