Erdal

Erdal
@Erdi84
Kitap zekayı kibarlaştırır. Hassasiyetimizle düşüncemizi kendi içimizde, zihnî hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz.
Sanki hayatının yönünü değiştirecek bir karşılaşma…
"Yalnız orada, kürk mantolu bir kadın portresinin önünde, mıhlanmış gibi durduğumu hatırlıyorum. Resimleri seyredip geçenler, vücutlarıyla beni sağa sola itiyorlar, fakat ben olduğum yerden ayrılamıyordum. Bu portrede ne vardı?.. Bunu izah edemeyeceğimi biliyorum; yalnız, o zamana kadar hiçbir kadında görmediğim *garip* (alışılmadık, tuhaf), biraz *vahşi* (yabanıl, ilkel), biraz *mağur* (gururlu, kibirli) ve çok *kuvvetli* (güçlü) bir ifade vardı. Bu çehreyi veya benzerini hiçbir yerde, hiçbir zaman görmediğimi ilk andan itibaren bilmemem rağmen, onunla aramızda bir *tanışıklık* (tanışma, bildiklik) varmış gibi bir hisse kapıldım. Bu soluk yüz, bu siyah kaşlar ve onların altındaki siyah gözler; bu koyu kumral saçlar ve asıl, *masumluk* (suçsuzluk, temizlik) ile *irade*yi (istenç, irade), sonsuz bir *melal* (hüzün, sıkıntı) ile kuvvetli bir *şahsiyeti* (kişiliği) birleştiren bu ifade, bana asla yabancı olamazdı. Ben bu kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum. Onda Halit Ziya'nın Nihal'inden, Vecihi Bey'in Mecbure'sinden, Şövalye Buridan'ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra'dan, hatta mevlit dinlerken tasavvur ettiğim, Muhammed'in annesi Âmine Hatun'dan birer parça vardı. O benim hayalimdeki bütün kadınların bir *terkibi* (birleşimi, karışımı), bir *imtizacı* (uyumu, kaynaşması)ydı."
1000k
Reklam
Gerçekleşmeyen Beklentilerin Acısı…
“Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim."
Ne acı bir veda ve kabulleniş…
"Hayatının en *mühim* (önemli) kısımlarını *ihtiva ettiği* (içerdiği) *muhakkak* (şüphesiz) olan bu defterle bile artık *alakası* (ilgisini) kesmiş bulunduğunu anladım. Ayrılmak için elini öptüm. Doğrulmak istediğim zaman beni bırakmadı, kendine doğru çekti, *evvela* (önce) alnımdan, sonra yanaklarımdan öptü. Başımı kaldırınca gözlerinden şakaklarına doğru yaşlar sızdığını gördüm. Raif Efendi bunları saklamak *veya* (yahut) silmek için hiçbir *harekette* (eylemde) bulunmuyor, gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. Ben de kendimi *tutamamış* (engel olamamış), ağlamaya başlamıştım; bu ancak *fevkalade* (olağanüstü) büyük ve *sahici* (gerçek, samimi) *kederlerde* (üzüntülerde) görülen, sessiz, hıçkırıksız ağlayışlardan biriydi. Ondan ayrılmanın bana güç geleceğini biliyordum. Fakat bunun bu kadar korkunç, bu kadar acı olacağını *tasavvur* (hayal etme, zihinde canlandırma) edememiştim."
Anlatıcı onun duvarlarının ardını görebildiğini hissediyor insan.
"İnsanlara kendinden hiçbir şey bırakmak istemeyen ve yalnızlığını, ölüme giderken bile beraber alan bu adama karşı içimde nihayetsiz(Sonsuz) bir merhamet ve onun mukadderatına(Alın yazısı) karşı nihayetsiz bir alaka uyandı."
Reklam