"İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız hâlde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?"
"Gözlerimi yumarak ilerliyor ve ıslak havayı içime çekiyordum.
Kafamdan söküp attığım sual tekrar belirdi: Niçin buralara geldim?..
Rüzgâr dün akşamkine pek benziyordu, belki biraz sonra
kar da sepelemeye başlayacaktı... Dün akşam buralarda başka
bir adam, gözlükleri buğulanarak, şapkası elinde ve göğsü
bağrı açık, koşar gibi yürüyordu... Rüzgâr kısa ve seyrek saçlarının
arasına giriyor, kim bilir nasıl tutuşan başına, dıştan bir
serinlik veriyordu. Bu başın içinde neler vardı? Bu baş, bu hasta,
bu yaşlı vücudu neden buralara sürüklemişti? Raif Efendi’nin
o karanlık ve soğuk gecenin içinde nasıl yürüdüğünü, yüzünün
nasıl bir şekil aldığını tasavvur etmek istiyordum. Buraya
neden geldiğimi şimdi anlamıştım: Onu ve onun kafasının
içinden geçenleri burada daha iyi göreceğimi zannediyordum.
Fakat işte ben, şapkamı uçurmak isteyen rüzgârdan, uğuldayan
ağaçlardan ve koşup giderken birçok şekillere giren bulutlardan
başka bir şey görmüyordum. Onun yaşadığı yerde yaşamak,
onun gibi yaşamak demek değildi... Bunu zannetmek için
pek saf ve ancak benim kadar gafil olmak lazımdı."
"Ben ev halkına niçin bu yalanı söylediğini değil, bana niçin hakikati söylediğini merak ediyor fakat bundan biraz da gurur duyuyordum: Bir insana başkalarından daha yakın olmanın gururunu."
"Hâlâ daha bir şey konuşmamıştık. Fakat artık buna hayret etmiyordum. Onun sessiz sedasız yaşayışı, tahammül edişi, insanların zaaflarına merhametle ve edepsizliklerine eğlenerek bakışı kâfi bir irade değil miydi? Beraber yürüdüğümüz zamanlar yanımda gidenin bir insan olduğunu bütün kuvvetimle hissetmiyor muydum? Bu sıralarda, insanların birbirlerini aramaları, bulmaları ve birbirlerinin içini seyretmeleri için konuşmanın neden muhakkak surette lazım olmadığını, neden bazı şairlerin boyuna, tabiatın güzelliği karşısında yanlarında konuşmadan gidecek birini aradıklarını anladım. Yanımda ağzını açmadan yürüyen, karşımda ses çıkarmadan çalışan bu adamdan, ne öğrendiğimi iyice bilmediğim hâlde, bana senelerce ders veren birinden öğrenebileceğimden çok daha fazla şeyler öğrendiğime emindim."