Erdal

Erdal
@Erdi84
Kitap zekayı kibarlaştırır. Hassasiyetimizle düşüncemizi kendi içimizde, zihnî hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz.
"İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Bütün bu yükleri çeken Raif Efendi olduğu hâlde, evde onun yokluğu ile varlığı müsavi (eşit, denk) gibiydi. En küçüğünden en büyüğüne kadar herkes onu fark etmez görünüyordu. Kendisiyle günlük ihtiyaçlardan (gereksinimlerden) ve para meselelerinden başka bir şey konuşmazlardı; çok kere bunları da Mihriye Hanım vasıtasıyla (aracılığıyla) halletmeyi tercih (yeğlemek) ediyorlardı. Sanki cansız bir makine sabahleyin birtakım siparişlerle (isteklerle) dışarı bırakılıyor, akşamüzeri (akşama doğru) kolları dolu bir hâlde dönüyordu. Beş sene evvel (önce), Ferhunde Hanım’la evlenmek istediği sıralarda, Raif Bey’in peşini bırakmayan, ona hoş görünmek için türlü türlü roller yapan, nişandan (söz kesme durumundan) sonra eve her gelişinde müstakbel (gelecek, gelecekteki) bacanağına (karısının eltisinin kocasına) da gönül alacak bir şey getirmeyi unutmayan Nurettin Bey bile, şimdi bu kadar manasız (anlamsız) bir insanla aynı evde oturmaktan sıkılır gibiydi. Onun niçin daha fazla para kazanmadığına, niçin daha lüks bir hayat temin etmediğine kızıyorlar (sinirleniyorlar), fakat aynı zamanda onun bir hiç, ehemmiyetsiz (önemsiz) ve kıymetsiz (değersiz) bir sıfır (değeri olmayan kişi) olduğundan emin bulunuyorlardı (emin oluyorlardı). Oldukça aklı başında (sağduyulu) bir insana benzeyen Necla ile, henüz (daha) ilkmektebe (ilkokula) devam (sürdürmek) eden Nurten bile, ihtimal (olasılıkla) eniştelerinin (ablalarının ya da teyzelerinin kocalarının), teyzelerinin ve dayılarının (annelerinin erkek kardeşlerinin) tesirleriyle (etkileriyle), babalarına karşı umumi havaya (genel duruma) uymuşlardı. Ona gösterdikleri sevgide, bir angarya (gönülsüzce yapılan iş) savar gibi bir acelecilik; onun hastalığıyla alakalarında, bir fıkaraya (fakire) gösterilen yalancı merhamet (sahte acıma) gibi bir
"İçlerinin esneyen boşluğu (içlerindeki bir tür anlamsızlık, ruhsal boşluk) karşısında ancak başka başka insanları istihfaf (küçümsemek, hor görmek) ve tahkir (aşağılamak) etmek, onlara gülmek suretiyle (biçimiyle) kendilerini tatmin (hoşnut) edebiliyorlar, şahsiyetlerinin (kişiliklerinin) farkına varıyorlardı. Konuşmalarına dikkat ederdim. İktisat Vekâleti’nin (Ekonomi Bakanlığı'nın) en küçük iki memuru (devlet görevlisi) olan Vedat’la Cihat’ın daire arkadaşlarını (iş arkadaşlarını), Raif Efendi’nin büyük kızı Necâ’nın da mektep (okul) arkadaşlarını çekiştirmekten (arkalarından konuşmaktan), kendilerinde de aynen mevcut (var) olan birtakım giyiniş (giyinme biçimi) ve hareket garabetlerini (garip davranışlarını) yalnız başkalarında görüp alaya alarak (dalga geçerek) fıkır fıkır (keyifli bir şekilde) gülmekten başka işleri yoktu."
"Tanımadıkları, ilk defa gördükleri bir insanı pek tuhaf bir şey telakki etmek(Kabul etmek) merakı, hayretimi uyandırıyordu. Raif Efendi’nin vaziyetinin de pek hoş olmadığını ve bu kalabalığın içinde onun fazla ve lüzumsuz bir şey gibi durduğunu fark ediyordum."
"Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkân var mıydı? Böyle bir adam, önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz(Üzüntü, Keder), inkisarlarımız(Hayal kırıklığı), hiddetlerimiz(Öfke), karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?"