Eğer İddaa edildiği gibi Allah isteyince istediği düşünceyi insanın kafasına sokmaya Mukadder ise kendi doğrularını bütün insanlığın kafasına niye sokmadığı sorusu kocaman bir çelişki oluşturmuyorumu ?
İnsanların içgüdü ile sezdikleri olmasını istedikleri inançları eğer ki Allah'ın insanların içine yerleştirdiği duygular ise ve Allah'ın her şeye kadir olduğu doğruysa o halde birbirlerinden milyonlarca farklı düşüncenin doğru ve yanlış her şeyin hep Allah'tan kaynaklandığını kabul etmek zorunluluğu doğar ki bu Allah imgesinin kendisiyle sürekli çelişkiler tutarsızlıklar içinde olduğu gerçeğini karşımıza çıkarmaz mı?
Bu sanırım "Mutezile" görüşü
taklidî imanı (delile dayanmayan, sırf çevre etkisiyle inanılan iman) geçerli bir iman şekli olarak kabul etmez. Onlara göre, iman mutlaka akıl ve delil ile desteklenmelidir.
O zaman "taklidi imana" sahip olan kişi "mümin" olarak sayılıyor mu
Yoksa "İman" dairesinden çıkıyor mu?
Mu‘tezile’ye Göre. Taklidî iman, kişiyi "mümin" yapmaz; çünkü iman, bilinçli bir şekilde delile dayalı olmalıdır. Bu durumda, taklidî imanla yetinen kişi iman dairesinde sayılmayabilir.
Eğer kişinin imanı delilden yoksunsa ve sırf taklide dayanıyorsa, bu iman Mu‘tezile’nin kriterlerine göre yeterli değildir. Ancak Ehli Sünnet bu imanı geçerli kabul eder vs vs .Bilim ise şu duruma güler geçer iy günler 😊