Her zaman dile getiririm; Her fikrin alıcısı bulunur, siz yeter ki doğru yere pazar kurun. Ancak bu fikirlerinizin doğru olduğu anlamına da gelmez, yanlış olduğunu da göstermez.
Hayatın en büyük aldatmacısından biri de budur zaten. Etrafımızda bizi seven, saygı duyan hatta alkışlayan çok fazla insan olabilir. Bu alkışlamalar sizin doğru yerde pazar açtığınızı gösterir. Fikirlerinizin doğru olduğunu göstermez. Biz ise yanılgıya düşüp “fikirlerimi onaylayan çok fazla insan var” diye düşünüp fikirlerimizi mutlak doğru olarak kabul ederiz. Üstüne birde kibir tabi. “Ben doğruyum, diğerleri yanlış. Ben, ben, ben…” En felaketi de bu zaten. Ancak kendi pazarımızdan çıkıp başka pazarlara da girdiğimiz zaman aslında bizi sevmeyen, hatta fikirlerimize tam olarak karşı çıkan fikirlerin de olduğunu görürüz. O kendi fikrini savunur, biz ise kendi fikirlerimizi. Böyle iddialaşmalar ile kavgaya dahi gider konu. Ne acayip…
Sufiyem, canım pahasına savunurum canı; yeminimdir, karıncaya dahi kıyamam. Kuş görsem Süleyman gelir aklıma; balık görsem Yunus. Kollamaktır vazifem, yaşatmaktır.
“Baktım bir adam bir adama zarar verecek, zayıfı korumak için elinden geleni yaparım.”
Her yerde aynı sefalet varken âlemi gezmenin mânâsı ne? Benden sana nasihat! Yeni bir şeyler bulacağını mı sanıyorsun? Bak dünyanın dört bir yanından yolcular gelir handa kalmaya. Birkaç kadehten sonra hepsi aynı hikayeleri anlatır durur. İnsan, her yerde aynı insan. Aş aynı, su aynı, bok aynı bok!
“Ama ben farklı bir şey aramıyorum ki. Hakk’ı arıyorum sadece” dedim. “Benim seferim, Rabb’i bulma seferidir.”