Zamanın ritmi, tekdüzeliği, sapmaları ve hep aynı olan bölünmeleriyle bitip tükenmeyen bir tekdüzelik içinde olduğu için günler öylesine insanı şaşırtacak denli aynıydı ki, bugünü ertesi gün varsayabileceğiniz gibi, bu durağan sonsuzluğun nasıl olup da değişiklikler getirebileceğini anlayamıyordunuz...
Settembrini duraksamadan genç adamın yanından geçmek üzereyken, "Eh, mühendis bey, narları nasıl buldunuz?" dedi.
Hans Castorp şaşırmış ve sevinmiş, gülerek, '' Affedersiniz, ne dediniz Herr Settembrini? Narlar mı? Biz hiç nar yemedik ki. Ben şimdiye kadar ... hayır, bir dakika, bir kez nar suyuyla soda içmiştim. Bana çok tatlı geldi," dedi.
Onu geçmiş olan İtalyan, omzunun üzerinden geriye baktı ve, "Tanrılar ve ölümlüler bazen gölgeler diyarını ziyaret etmişler ve geri dönüş yolunu bulmuşlar. Oysa, yeraltının sakinleri bilirler ki onların diyarının meyvesini yiyen artık sonsuza dek onlarındır," dedi.
Ve üzerinde sonsuza dek onun bir parçasıymış gibi duran pastel renkli kareli pantolonuyla yürüdü gitti, büyük bir olasılıkla, bu denli derin bir anlamdan kafası iyice karışmış olan Hans Castorp'u geride bırakarak...