Şu insan soyu, kendisi de içinde, ne tuhaf bir yaratıktı. Çoğu zaman kendini bir acayip oyuna kaptırmıştı. Dünyanın bir yerinde her biri kendisine bir oyun bulmuştu. Oyunların dışında, kendi kendilerine bile insanlar çok az içtenlikli oluyorlardı. İnsan hayatı bir yapmacık düzendir. Belki en içtenlikli oldukları yer gene bu korkunç oyunlarıdır. Büyük yalanlar, büyük kandırmacalar oynuyorlar. Bu sınırlı yaşamaya başkaldırıyorlardı, bu doğumla ölüm arasındaki aydınlık çizginin iki yanı karanlıktı. Karanlıktan gelip karanlığa gitmek zorunda olan insanlar, bu dayanılmaz acıya azıcık karşı koyabilmek için türlü oyunlar, korkunç oyunlar icat ediyorlardı. Oyunların en masumu da bu korkunç oyunlar içinde çocuk oyunlarıydı. İnsanoğlu büyüdükçe oyunu zalimleşiyor, sertleşiyor, çirkinleşiyor, korkunçlaşıyor, utanç verici bir hal alıyordu. Bu iki karanlık arasındaki çizgiyi doldurabilmek, bu dayanılmaz ağrıya katlanabilmek için kötülükler den kötülük beğen. Cengiz, Timur, Napolyon, Hitler, ve eski ve yeni savaşçılar, akıncılar, bu en pis oyunlarında, bu kan oyunlarında günlerini gün etmek, boşluklarını doldurabilmek için bedenlerden dağlar yükseltiyorlardı. Timur da, Cengiz de, Napolyon da, Hitler de, öteki savaş önderleri de kan oyununa götürdüklerinin birer korkunç, canavar oyuncaklarıydılar. Bu oyun da ezenler, ezilenler vardı. Ölenler, öldürenler. Bu kanlı oyun böyle sürüp gidecek. İnsanlar her gün biribirlerini durup dinlenmeden yemiyorlarsa, bu şu sebeptendir, doğayla oynuyorlar da ondandır. Onlar durmadan toprakla, yağmurla, kışla, sular la, çiçeklerle oynuyorlar. Doğayla dövüşleri bitincedir ki, işte sen o zaman seyreyle gümbürtüyü. İşte sen o zaman seyreyle biribirlerini yemeyi. İnsan insanın kurdudur. Bu belki doğru, ama eksik bir düşünüştür. İnsan her