Erkan Çelik

Erkan Çelik
@Erkan_01
Şu insan soyu, ken­disi de içinde, ne tuhaf bir yaratıktı. Çoğu zaman kendini bir acayip oyuna kaptırmıştı. Dünyanın bir yerinde her biri kendi­sine bir oyun bulmuştu. Oyunların dışında, kendi kendilerine bile insanlar çok az içtenlikli oluyorlardı. İnsan hayatı bir yap­macık düzendir. Belki en içtenlikli oldukları yer gene bu kor­kunç oyunlarıdır. Büyük yalanlar, büyük kandırmacalar oynu­yorlar. Bu sınırlı yaşamaya başkaldırıyorlardı, bu doğumla ölüm arasındaki aydınlık çizginin iki yanı karanlıktı. Karanlık­tan gelip karanlığa gitmek zorunda olan insanlar, bu dayanılmaz acıya azıcık karşı koyabilmek için türlü oyunlar, korkunç oyunlar icat ediyorlardı. Oyunların en masumu da bu korkunç oyunlar içinde çocuk oyunlarıydı. İnsanoğlu büyüdükçe oyunu zalimleşiyor, sertleşiyor, çirkinleşiyor, korkunçlaşıyor, utanç ve­rici bir hal alıyordu. Bu iki karanlık arasındaki çizgiyi doldura­bilmek, bu dayanılmaz ağrıya katlanabilmek için kötülükler­ den kötülük beğen. Cengiz, Timur, Napolyon, Hitler, ve eski ve yeni savaşçılar, akıncılar, bu en pis oyunlarında, bu kan oyunla­rında günlerini gün etmek, boşluklarını doldurabilmek için be­denlerden dağlar yükseltiyorlardı. Timur da, Cengiz de, Napol­yon da, Hitler de, öteki savaş önderleri de kan oyununa götürdüklerinin birer korkunç, canavar oyuncaklarıydılar. Bu oyun­ da ezenler, ezilenler vardı. Ölenler, öldürenler. Bu kanlı oyun böyle sürüp gidecek. İnsanlar her gün biribirlerini durup din­lenmeden yemiyorlarsa, bu şu sebeptendir, doğayla oynuyorlar da ondandır. Onlar durmadan toprakla, yağmurla, kışla, sular­ la, çiçeklerle oynuyorlar. Doğayla dövüşleri bitincedir ki, işte sen o zaman seyreyle gümbürtüyü. İşte sen o zaman seyreyle biribirlerini yemeyi. İnsan insanın kurdudur. Bu belki doğru, ama eksik bir düşünüştür. İnsan her
Sayfa 280
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Korkunun girdiği beden çürük ağaç gövdesinden beter olur, çınar da olsa."
Sayfa 204
Umut kesmek insanlığa aykırıdır...
Sayfa 185
İnsan ömrü ne kadar ki zaten ... Onu istediği gibi ge­çirmedikten sonra ...
Sayfa 97