James Joyce'a göre, kendi ellerimizle ördüğümüz ve pişman olmadığımız bir yaşam örüntüsü olmalı: bu örüntü de samimi ilişkiler, yaratma arzusu ve başkalarını etkileyen bir yaratma eylemi içermelidir. Kendini adamış bireyci, bir yabancı olma riski taşırken; yani "kendi narsisizmine kitlenme" riski taşırken, uyum için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu -yabancılaştığımızı-fark etmemiz gerekir (Kafka'nın anlattığı gibi). Bu meseleler birbiriyle örtüşüp yaşamımız boyunca bir dizi kimliğe bürünmemize imkân tanır ve hayatı yaşanabilir kılan bir kimlik bulmamız böylece birincil önem taşır. Dahası, bir insan yaşamının kabul edilebilir herhangi bir anlatısı, masumiyetin kaybıyla hesaplaşmak zorunda kalacak ve düşüşten ileri gelen eylemlerle, olguya göre nasıl yaşadığımızla yargılanacaktır. Nihayetinde, yaşamın sunması gereken en büyük tatmin ve anlam sadece "aşk" değil, daha doğrusu "kalıcı aşktır.”
Yaşamınızı öyle yönetin ki, yaşlanıp geriye dönüp baktığınızda, olmak istediğiniz kişi haline geldiğinizi, başkalarının planlarını düşünmeksizin kabullenmeden, olduğunuz benliği etkin bir şekilde seçtiğinizi söyleyebilesiniz. Yaşam, yaptıklarımızdan alır anlamını.
"Amerika, en başarılı ülke olmaktansa dünyadaki en büyük başarısızlıktır. En büyük başarısızlıktır, çünü ona her şey verilmiştir, diğer tüm ülkelerden daha fazla. Temel fikri, kendi ruhuna sahip olmayı kendisi dışındaki bir şeye sahip olarak başarmaya çalışmanın sonsuz oyunudur."