Millet, seni sürekli aldatmaya çalışan sevgili gibidir. Ferhat'ın aşkı için dağları deldiği sırada, sarayında yayılarak keyfine bakan Şirin gibidir. Çiçeğe, böceğe kanar. Bazen Çinlinin ipeğine, bazen Yahudi'nin parasına, bazen İngiliz altınına, bazen Amerikalının rahatına kanar; ışığa giden sinekler gibi kendini atacak bir ateş bulur. Millet, milliyetçinin sadakatini değil; sabrını sınayan şeydir.
Kaos kaçınılmazdır ve onu kullanan başarılı olur. Yarılan duvara üzülmek de mümkündür ama duvarın yarığında yuva yapma fırsatı gören kuş da bir canlıdır. Çatlayan asfalta bakıp bir sorun olarak görmek de mümkün ama orada çiçek açan tohum için böyle bir ihtimal yok. Hayat, eline geçenler hakkında ne düşündüğünle değil; onlarla ne yapabildiğinle ilgili bir şey.
Pamuk Prenses, hepsi de erkek olan 7 cücenin evine sığınıyor. Yedisinin yatağına tek başına kuruluyor. Yedisinden de çok yiyor. Bu cüceler eşek gibi madenlerde çalışırken, Pamuk Prenses şarkılar söyleyerek gününü gün ediyor. Yedi cüce bir kadını doyuramamış gibi, cadının elmasını da ısırınca uykuya dalıyor. Yedi cüce kendilerini yırtsa da uyanmıyor ama tesadüfen oralardan geçmekte olan bir prens, nedeni bilinmez bir şekilde bunu öpünce, hemen uyanıyor. Prensin sarayına gidip mutlu mutlu yaşamaya koyuluyorlar. Bütün insanlığı cüceler yapıyor ama bu hikâyede ne kazandıkları belli değil.