Yıllar geçtikçe, kendimi böyle şeylerin akışına bırakmayı öğrendim... bir arkadaşımla yürüyordum ve bir polis arabası yanaştı, polis ne yaptığımız sordu ve ben "Bir ayağımızı diğerinin önüne koyuyoruz." deme hatasına düştüm, ki yanlış bir cevaptı. Polis korkunç bir suç işleme niyetinde olduğumuzu düşünerek bizi sorguya çekti; durumun genel mantığı onun kavrayışının ötesindeydi. Yaşadığım şeye, masumluğumdan şüphe duyulmasına öyle öfkelendim ki eve koşup o sinirle "Yaya" diye bir öykü yazdım. Eh, şimdi düşünüyorum da, o polisle karşılaşmam olmasa başka birçok muhteşem şey gerçekleşmeyecekti. Bu hikâye sonra "Fahrenheit 451"in temeli oldu.
Eskiden, İsa'dan önceki zamanlarda Anka diye aptal, lanet olası bir kuş vardı; her birkaç yüz yılda bir odun yığıp kendini yakardı. İnsan'ın birinci dereceden kuzeni olsa gerek.
"Kitapların bize bir faydası olur mu?"
"Ancak bize üçüncü gerekli şey verilirse. Dediğim gibi, birincisi nitelikli bilgi. İkincisi: Onu hazmetmek için gerekli serbest zaman. Üçüncüsü de: İlk ikisinin karşılıklı etkileşiminden öğrendiklerimizle temellenen eylemlerde bulunma hakkımız."
Okulda yapmaya çalıştığın şeyin büyük bölümü ev ortamında bozulabilir. Anaokulu yaşını bu yüzden her sene azalttık; artık neredeyse beşikten alıyoruz onları.