Ağaçlardan birine asılı küçük hoparlörden kısık sesle Feyruz söylüyordu:
Ben, sevgilime aitim, sevgilim de bana
Ey beyaz serçe, bana soru sorma artık
Ne kimse yorulsun, ne de kimse üzülsün
Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana
Anılarımı yazmaya başlasam mı? Göreceğim işkenceleri ve geçireceğim zor yılları mutlaka kitaplaştırmalıyım. Gelecek nesiller neler yaşadığımı ve nasıl direndiğimi mutlaka bilmeli. Ah şu hapislik! Nice yiğitler bu dört duvarı direnişin kalesine dönüştürmedi mi? Beni asla teslim alamayacaklar ulan! Asıl ben size “fuck you” diye fantastik bir romantizme dalmışken, tam bu esnada demir kapı gıcırdayarak açıldı.
Barış dediğimiz şey insanların kavuşmak için çırpınıp bir türlü ulaşamadığı, hasretlik çekilen sevgili değil ki. İnsanlar gerçekte barışı istemediği için barış yoktur.Dediğim gibi, eşitlik birçokları için ürkütücüdür, bu nedenle “barış” kadar insanların tüylerini diken diken eden çok az kavram vardır aslında.Ve maalesef böyle hissedenlerin sayısı hiç te az değildir.