" Kuzucuk Zorba oldu be, Zorba konuşuyor diyorum sana! Sen beni dinle önce, sonra istersen küfret. Ben bir Denizci Sinbad'ım; çok yer gezdiğim için değil, asla! Ama, çaldım, öldürdüm, yalan söyledim, bir sürü kadınla yattım. Bütün kutsal buyrukları çiğnedim. Kaç taneydi onlar? On mu? Neden yirmi, elli, yüz olmasın da, hepsini çiğnemeyeyim be? Ama, Tanrı varsa eğer, yarın onun önüne çıkmaktan da asla korkmayacağım. Anlaman için sana nasıl söylemeliyim bilmem ama, bütün bunların hiç önemi yok. Şimdi Tanrı, yeryüzündeki bazı ufacık kurtları gözetleyip de hesap tutmaya tenezzül eder mi hiç? Yanımızdakinin kurt yuvasına sataşıp üstünden geçtiğimiz ve çarşamba ile cuma günü bir lokma et yediğimize kızar, bizi azarlayıp tatlı canını üzer mi? Hay yok olasınız, azgın boğalar!"
Ben onu kışkırtmak için, " İyi de Zorba," dedim, " Tanrı senin ne yediğini sormaz, ama ne yaptığını sorar!"
" Ben de sana diyorum ki: Onu da sormaz! 'Peki, sen bunu nasıl biliyorsun be, cahil Zorba?' diyeceksin. Biliyorum işte! Çünkü benim iki oğlum olsa, biri namuslu, aile reisi, tutumlu, Tanrı'dan korkan; öteki boktan, haksızlık eden, yiyici, zampara, haydut olsa, elbet ikisini de soframa oturturdum. Ama biliyor musun, kalbim ikincisiyle olurdu. Herhalde bana benzediğinden olacak. Gece gündüz tapınan, mangır toplayan, ama kendi meleğine bir yudum su bile vermeyen Papaz Stefanos'tan Tanrı'ya benim daha yakın olmadığımı kim söyleyebilir sana ha? Kim söyleyebilir? Tanrı da tıpkı benim gibi eğleniyor, öldürüyor, haksızlık yapıyor, seviyor, çalışıyor, tutulması olanaksız kuşları kovalıyor. Hoşuna ne giderse onu yer o, hangi kadını isterse alır. Serin sular kadar hoş bir kadının yeryüzünde yürüdüğünü görünce kalbini sevinç sarar; birden yer açılır ve o kadın kaybolur. Nereye gider? Kim alır onu?