Suudi Arabistan’ın kralları Suud kabilesine, Ürdün kralları ise Hâşimi kabilesine mensuptur. Yani aslında her iki kabile de Osmanlı döneminde Arap Yarımadası’nda yaşayan ailelerdir. I. Dünya Savaşı yıllarında Hâşimiler, Şerif Hüseyin ile birlikte Osmanlı’ya karşı ayaklanmış ve İngilizlerden Arabistan, Ürdün ve Irak devletlerini koparmıştır. Ancak bir süre sonra baba Şerif Hüseyin İngilizleri rahatsız edip halifelik maceralarına girince Arap Yarımadası’ndaki Suud kabilesini destekleyen İngilizler Şerif Hüseyin’i Suudlara devirtip Kıbrıs’a sürgün etmiş, yerine Suudları Arap Yarımadası’nın kralı ilan etmiştir. Yani Hâşimiler ile Suudların ezelî bir düşmanlığı vardır. Dolayısıyla o günlerde Ürdün’ün elinde olan Kudüs ve bu şehrin sembolü olan Kubbetü’s-Sahra’nın Suudlar tarafından altınla kaplanması Ürdün kraliyetinin kabul edebileceği bir şey değildir. Kral Hüseyin Londra’daki villasını acele ile satar ve bu satıştan eline 8 buçuk milyon dolar geçer. Bu meblağ ile Kubbetü’s-Sahra’nın kubbesi gerçek altınla kaplanır. Kaplama işi İrlandalı bir firmaya verilir. Pirinç levhalar saf bakırla kaplanır, bunların da üzerine bir tabaka nikel uygulanır.