"Bir türkü duyulur... Gecede başka türlü, gündüzde başka türlüdür. Çocuk söylerse başka tatta , kadın söylerse... Genç söylerse başka türlü olur, yaşlı söylerse... Dağda söylenirse başka, ovada, ormanda, denizde başka türlüdür. Hep ayrı ayrı tattadır. Sabahleyin başka, öğle, ikindin, akşamlayın başkadır."
"Gözlerinde arada bir, iğne ucu gibi bir pırıltı yanar söner. Keskin, batan bir pırıltıdır bu! Bu pırıltıdan korkulur. Korkunçtur. Parçalamaya, atılmaya hazırlanmış kaplanın gözlerinde de aynı pırıltı yanar söner mutlak. Bu nereden gelir? Belki yaratılıştadır. En doğrusu çekilen işkencede, dertte, beladadır. "
"Ne var ki önce halkı değil çocukları ikna etmeliydi. Halk buhran demekti. Ön kabuller, hınçlar, inançlar... Çocuklar öyle değildir, diyordu içinden. Gözlerdeki perdeyi ilk onlar yırtar. "
(Haritada Bir Yer/ Şeyma Samur)
"Ölüm girdi dünyaya, canlılar göçüp gidiyor. Aileden biri düştü; Ahlak duygusunun ürünleri tamamlandı. Hanedekiler kötü bir şey sanıyor Ölümü; günün birinde fikirlerini değiştirecekler."