Nora neredeyse bütün hayatı boyunca böyle hissetmişti. Her şeyin ortasında. Hangi yöne gideceğini bilemeden çabalamış, çırpınmış, yalnızca ayakta kalmaya çalışmıştı. Pişmanlık duymadan hangi yolda devam edeceğini bilememişti.
“Her şeyi bir arada yaşamamız. Dümdüz bir çizgide. Ama resmin tamamı bu değil. Çünkü hayat yalnızca yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da oluşur. Ve yaşadığımız her an… bir çeşit dönemeçtir.”
Tanıklık, bilmek demekti. Kalplerde olanları bilmek ise ağır bir yük…Çünkü bilgi, öldürücü savaş silahları kadar tahripkar olabiliyordu bazen. Mavera ile göbek bağı bulunanların dışında bilgiyi hazmedebilen çıkmıyordu. İnsanlar hep güçten yana tavır koyarken kalplerindekini daima saklıyorlardı.
Onların sorusu şuydu:”Kamptan sağ çıkabilecek miyiz? Çıkamazsak tüm bu acıların bir anlamı olmayacak.”Benim kafamı kurcalayan soru ise şöyleydi: “Bunca acının, bunca ölümün bir anlamı var mı? Eğer yoksa o halde yaşamın da bir anlamı yoktur çünkü anlamı hasbelkader kaçıp kurtulmaya bağlı olan bir yaşam nihai anlamda yaşamaya değmez!”