Edebiyatımızın ilk psikoloji romanı ve Serfetifunun dönemi edebiyatına ait olduğu için oldukça betimlemeler ve iç diyaloglar var. Bunu bilerek okumalısınız.
Roman Suat, Süreyya ve Necip üzerine kurulu diyebiliriz. Suat ve Süreyya evlidir ve Süreyya'nın kuzeni olan Necip bu çiftin aşkına ve evliliğine çok özenerek gıpta etmektedi. İlk başta masumane bir düşüncede olan necip "Ahh ne güzel ilişkileri var" halindeyken daha sonra "Keşke benim de böyle bir eşim olsa" düşüncesine girmiştir. Suat'ın zarifliğine, narinliğine ve iffetine vurulmuştur. Başka hiçbir kadının böyle olamayacağını, Suat'ın bu özellikleriyle dünyada tek olduğunu düşünmektedir. Fakat hiç kavuşmak için çabalamamıştır. Çünkü Suat ona karşılık verirse eğer artık iffetli bir kadın olmayacaktı fakat Necip onun iffetine aşıktı. Bu sonsuz döngü içindeydi.
Kitabı okurken Suat'ı haklı bulabiliriz fakat o eşi haftada 2(iki) gün işe gittiğinde bile "Beni bir başıma bırakıp nasıl işe gidersin" diye düşünen bir kadın. Süreyya'nın 2-3 saatlik sandala çıktığı zamanlarda bile kendi kendine vakit geçiremiyor. Artık ona yetemediğini, Süreyya'nın kendisinden sıkıldığını düşünüyor. Sürekli eşini mutlu etmeye odaklı. Sadece eşi mutlu olsun diye babasından para isteyip yalı tutuyor. Bir kaç yıl önce bebeklerini kaybetmelerine rağmen bebeğinin acısını bile çekmiyor. Sadece "Bir bebeğimiz olsaydı şimdi Süreyya'yı eve bağlardı" diye düşünüyor.
Yazar okuyucuya Suat'ın iç dünyasını daha çok açarak karakteri haklı, iyi ve ideal kadın olarak gösteriyor. Fakat Suat açıkça hastalıklı bir karakterdir. Süreyya'yı haksız bulmamızın sebebi de onun iç dünyasının hiç açılmamasıdır. Halbuki açılsa sürekli dibinde olan, kendisi olmasa neredeyse nefes alamayacak bir eşi olmasının bunalımını anlayabilirdik.
Sizin de fikirlerinizi