Çocukluğundan beri içine yerleşmiş olan “insanlar kötüdür!” inancı değişmeye başlamıştı; yine dünyanın kötü ve acımasız bir yer olduğunu düşünüyordu ama demek ki tek tük de olsa bazı iyi insanlar bulunabiliyordu.
Buna karşılık ömrü boyunca otorite önünde eğilmiş olan Ali Yekta Bey de ilk defa özgürleştiğini, artık başında bir efendi olmadan yaşadığını hissediyordu.
Hapishane koğuşu ona özgürlük getirmişti. Artık hayata dair hiçbir talebi kalmadığı için hiç kimseden bir şey istemek zorunda değildi. Bu yüzden de özgür ve dik başlıydı. Uşaklık kaderinden onu yalı değil hapishane kurtarmıştı.
İnsanoğlunun kendi ihtiraslarının bir hapishane hücresinden daha korkunç bir esaret olduğunu anlamıştı Ali Yekta Bey.
Çocukluğunda anneannesinin anlattığı bir Süleyman Peygamber kıssasını hatırladı. Kuş dilini bilen Süleyman Peygamber ’e bir gün bazı kuşlar gelip “Serçe senin aleyhinde atıp tuttu! Neler söyledi neler!” demiş.
Süleyman Peygamber, “Bu sözleri söylerken yanında dişisi var mıydı?” diye sormuş.
“Evet, vardı!” cevabını vermişler.
Bunun üzerine, “Bırakın o zaman” demiş, “aldırmayın. Normaldir bu.”