"Bitti işte, hiç bitmez sandığımız sevdamız. Üzülme olur mu Gülşah? Bu hayatın garipliklerinden biridir, çok seven kavuşamaz. Kim ki bir kulu Rabbinden çok severse o kul sevdiğine kavuşamaz. Bilirim çok üzülürsün sen ama üzülme ne olur, yavrunu düşün.”
Siz hiçbir anın içinden geçip giderken yaşadığınız anı özleyeceğinizi hissettiniz mi? Ben hissettim. Bir gün tamamen kopacağımızı hiç düşünmedim ama onunlayken bile onunla yaşadığım geçmişi özlerdim. Her an öyle kıymetli, öyle eşsiz ve benzersizdi ki. Romantik bir filmin başrol oyuncularıydık sanki biz. Sanki görünmeyen bir kamera vardı ve biz o filmlerde gördüklerimizi yaşıyor, yaşatıyorduk birbirimize.
Nedendir bilmem güzel günlerden bahsetmek, onları ölümsüzleştirmek istiyorum. Yaşadığım dillere destan aşkı unutmaktan, ben istemesem bile bir gün hafızamın bana bir oyun oynayıp silmesinden çok korkuyorum, belki de anlattıkça tekrar yaşıyor olmanın zevkini yaşıyor, O nedenle sürekli geçmişte kalan günlerden bahsediyorum.
Tutulmayan sözlerin, verilmeyen sevginin, ihmal edilmiş çocukluğunuzun sebebi hiçbir zaman anne babanız değil, sizsinizdir çocuk kalbinizde. Yakıştıramazsınız onlara kötü olan hiçbir şeyi. Eğer bir sıkıntı varsa size davranışlarında, bu siz o sıkıntıyı hak ettiğiniz içindir. Ya altınızı ıslattığınız ya kardeşinizi kıskandığınız ya yemeğin altını kapatmayı zamanında hatırlamadığınız ya kardeşinizin karnını doyurmadığınız ya da bir sınavdan kötü aldığınız içindir. Öyle ya, ana babalar kutsalsa ve kutsal varlıklar hata yapamayacağına göre hatalı olan hep sizsinizdir. Böyle yetiştirilen çocuklar olarak bizler yetişkin olduğumuzda insan ilişkilerimizde bir şeyler ters gittiğinde suçu hep kendimizde ararız, çocukken en güvendiğimiz insanlar olan ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki bir ömre yayılır da böyle ilişki kurarız hayatımıza giren insanlarla.