Zihin enerji yollamak, titreşmek ister; bu
titreşimlerin bize benzer varlıklar tarafından iyi veya kötü dönmesinin onun için bir önemi yoktur. Burada işin içine vasanalar girmektedir. Mizaç veya fitrat dediğimiz şey, belli vasanalara sahip titreşimlerin beyin
bilincine girmesine izin verip, diğer düşünce ve duyguları bilincin kapısından uzak tutan bir filtredir. Dolayısıyla, bir otel barının veya pavyonun pis astral veya zihinsel atmosferi bir azizi etkilemezken, vasanalarının
tutsağı olan bir adam bu atmosferce tümüyle etkilenebilir ve onları kendi imgeleminin ve duygularının yardımıyla daha da
güçlendirebilir. Olgun bir ruh bir azizin büyüklüğünü, bir bilgenin ustalığını hemen ve sezgisel olarak anlarken, ham bir insan, tıpkı bir rüyayı unutması gibi onları hiç fark etmeyebilir
Günümüzün okült ve psikoloji yazınında her konuda “yardımcı araçlar” açısından bir bolluk var. Herkes yalnızca kendisine çok faydası dokunan şeylerden bahsediyor, öte
yandan yardım, daha fazla yardım arayanların sayısı artıyor. Kuşkusuz bu yanlıştır. Eğer insanlar sadece baston veya koltuk değnekleriyle yürümeye karar verseler bacak kasları çok geçmeden takatten düşer ve kullanılmaz hale gelir. Günümüzün bu yanlış
tutumu, tıpkı bir kedinin yavrusunu
boynundan yakalayıp kavraması gibi bizim dışımızda bir şeyin bize yardıma gelebileceğine dair bilinçaltı inançtan
kaynaklanmaktadır. Kişinin kendi içsel gücüne ve değerine duyduğu inancın eksikliğinden başka bir şey değildir bu. Dikkatli olun, bu illete yakalanmayın.
Sarhoşluğa veya diğer alışkanlık yapan kusurlara bağımlı olanlar, çok basit bir nedenle, konsantrasyon öğrencisi olamazlar: çünkü onların iradeleri sıfıra vurmuştur. Eğer
kendileri için zararlı olduğunu kesin bir şekilde bildikleri alışkanlıklarını terk edemiyorlarsa, zihinsel açlıkları ve tembelliklerinin üstesinden nasıl gelecekler?
Birçok insan için başarıya giden sayısız kapıyı kapatan bir şey de, belli bir seçim yapma yeteneksizliklerinden dolayı çok fazla kitap okuma tutkusu veya manyaklığıdır. Kendilerini
ilgilendiren bir konu bulup bu konuyu okur okumaz hemen “yeni” bir şey aramaya, sonsuz arayışlarına yeniden başlarlar.
Bu insanların hayatları makul ve akıllıca kullanılmadan geçer gider. Bu insanlar kitapların sayısının önlerindeki hayatın
haftalarından ve günlerinden daha fazla olduğunu unutuyor. İnsanın sadece aklıyla bildiği birçok şeyden hiçbirinden
faydalanmadan, o kitapların diyelim ki yarısını okumuş olsanız neye yarar?
İşin sonunda kitaplar başka insanlardan ödünç alınmış olan düşüncelerin kristalize olduğu depolardan başka bir şey değil.
Zaten çoğu, bir an önce bir şeye dokunmak isteyen sabırsız arayıcıya faydalı olamayacak bir biçimde uydurma veya yarı
uydurmadırlar.