Türk felsefesinin özgünlüğünü ortaya koyan bu eser, Hoca Ahmet Yesevi gibi manevi önderlerin mirasını merkeze alarak, Türk düşünce tarihinin cesur bir gayretini yansıtıyor.
Kitap, felsefeyi kuru bir akademik alan olmaktan çıkarıp, Türk milletinin asırlık düşünce birikimiyle yoğrulmuş bir yaşam biçimi olarak sunuyor. Göktürk yazıtlarından İslamiyet sonrası tasavvufa uzanan bu yolculukta, Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetleri adeta bir pusula gibi parlıyor. Yesevi, Türk felsefesinin ahlak ve maneviyatla örülü ruhunu şekillendiren bir abidedir. Onun halkın diline hitap eden, samimi ve derin öğretileri, Türk düşüncesinin hem bireyi hem toplumu kucaklayan evrensel bir yönünü gözler önüne sermiştir. Taş, Yesevi’nin mirasını, Farabi ve İbn Sina gibi filozofların teorik katkılarıyla harmanlayarak, Türk felsefesinin hem akla hem kalbe seslenen bir gayret olduğunu vurguluyor.
Eserin ideolojik duruşu, Türk düşüncesini küçümseyen Batı merkezli yaklaşımlara tokat gibi bir cevap aslında. Türk felsefesini “ikincil” görenlere inat Yesevi’nin sade ama güçlü mesajlarıyla Türk düşüncesinin evrensel arenada boy ölçüşebileceğini anlatıyor. Bu özgüvenli gayret, kitabın en çarpıcı yanı. Türk felsefesinin, Yesevi’nin hikmetlerindeki gibi, hem yerli hem evrensel bir kimlik taşıdığına dair inanç, insanda heyecan uyandırıyor.
Velhasıl, Türk Felsefesi, Hoca Ahmet Yesevi’nin manevi mirasıyla Türk düşüncesinin özgünlüğünü ve gayretini yücelten bir eser. Türk-İslam felsefesinin köklü tarihine merak duyanlar için ilham verici bir rehber. İdeolojik vurguları, Türk düşüncesine hak ettiği değeri teslim etme çabasını daha da güçlendiriyor.
Benim gibi bu alana merakı olanlar için, bu kitap sadece bir okuma değil, bir yolculuk; Yesevi’nin hikmetleriyle Türk felsefesinin izini sürme keyfi!