Velayetname'de Hacı Bektaş Veli don değiştirir, şahin donuna bürünür ve Bedahşân'a kafir ile savaşmaya, Kutb-üd-din Hayder'ı kurtarmaya gider. Velayetname'de bu meşhur Türk münzevi Háce Ahmed-i Yesevi'nin oğlu olarak gösterilmektedir. Burada Hacı Bektaş Veli'nin, Hace Ahmed-i Yesevi halkasındaki dervişlerce çırılçıplak bir abdal tarif olunmasına dikkat etmek lazım gelir. Göğden süzülüp bir mağarada tutuk Kutb-üd-din Hayder'in yanına inen Hacı Bektaş elini Hayder'in başına sürerek onun kelliğine dermân olur, Hayder'e 40 hurma verir. Nihayetinde Kutbüddin Hayder'i kucaklayıp tayy-ı mekan ile Hace Yesevi kapusuna varır. Tayy-ı mekan ile tekrar Bedahşana dönen Hacı Bektaş mağarada Kutb-üd-din Hay-der'in yerini alır. Tanrı'nın yardımıyla bir ejderha vesilesiyle Bedahşanı zabt eder, halkını da İslam'a döndürür. İslâm olanlardan kimileri bu Türk eri büyücü, büуü yapıyor da bu ejderhayı bize gösteriyor' diyerek ihtida etseler de nihâyetinde Hacı Bektaş Veli karşısında muktedir değillerdir.
Bedahşanı İslâm kılan Hacı Bektaş yine don değiştirip Horasan ülkesine, Şeyhi Ahmed-i Yeseviye döner.
Hatta Rene Grousset, Teo-filakt Simokatta'nın "Türkler son derece olağanüstü bir tarzda ateşe saygı gösteriyorlardı" şeklindeki haberinden hareketle Göktürklerin Zerdüştlüğü kabul etmiş olmalarından bile bahsedebilmektedir. Bilhassa VII. yüzyılda Türklerin batıya kaymalarından itibaren İran dinlerinin etkileri altına girdikleri de söylenmektedir. Bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Farklı farklı inanç ögeleri herhangi bir toplumda beraber bulunabiliyor. Daha değişik bir ifadeyle, bu inançlardan herhangi birisi baskın, resmi bir hal kazanmışken diğer inanç ögeleri tamamen silinmeyerek alt kültürler olarak hayatiyetini devam ettirmekte, hatta resmi hüviyette olan dinin inançlarıyla birlikte bulunabilmekte ve onları etkileyebilmektedir.