Kime sarılırsan sarılayım, kimi kucaklarsam kucaklayayım, kollarımı kime açarsam açayım sanki hep kendi kollarıma kavuşuyor, içimde tuhaf bir boşluk, sonunda hep kendime sarılıyordum.
Babam da diğer babalar gibiydi: Kendisini evine, ocağına, yakınlarına sevdirememişti ama yan camdan izlediğim bu kalabalık, telaşla dörtlülerini açan arabalar, başlarını pencereden uzatan bu karayağız adamlar, yarım kamyonetlerin kasasında paltolarina ve kabanlarına gömülen bu içli saz âşıkları onun sevgisiyle, ona duydukları hürmetle yollardaydı.
Oysa ölüm, insana açılan tüm kapıların sonsuza kadar kapanması demekti ve onca acıya rağmen hâlâ hayatta kalmak, dünyaya katlanıyor olmak kötü bir pas tadı bırakıyordu insanın ağzında.