İntikam isteği seni düşmanına bağımlı hale getirir, buna tutkuyla bağlanırsın. Düşmanına olan bağımlılıktan kurtulmanın tek yolu intikam yerine adalete sarılmaktır.
Bir kadına sonsuz aşk beslemek isteyen erkek, bıkmadan usanmadan bu odaları keşfetmeye, anahtarını bulup içeri girmeye uğraşır. Bıktığı an aşk ölür. Bazılarıysa bir türlü giremediği bu odaların kapılarını yumrukla, bıçakla, mermiyle açmaya çalışır. İşte o zaman sadece aşk değil, kalp de ölür. Her gün yeryüzünde binlerce kadının kalbi böyle öldürülür.
Bilmez ki her kadın, kalbinde keşfedilen her gizli odanın hemen arkasına yeni bir gizli oda açar. Açar çünkü tehlike anında sığınabileceği yer burasıdır. Binlerce yıllık kadınlık deneyimi bize bunu öğretmiştir.
Erkekler genelde kadının kalbinin gizli odasına girmeyi başardıklarında nihai büyük zaferi elde ettiklerine inanıp kendileriyle gurur duyarlar. Bir müddet sonra o gizli odanın içinde bir kapı daha fark edenler olur; bazıları o kapıyı da açmayı başarır, gizli oda içindeki başka bir gizli odaya girmenin sarhosluğunu, mutluluğunu yaşarlar. Ve nihayet kadının kalbi en ulaşılmaz sanılan noktasına kadar keşfedilmiştir işte! Bunu başaran erkek kendini yetenekli, şanslı sayar; haksız da değildir. Ama akılsızdır.
"Kendini tanı," der Sokrates. Bu sadece yaşadığın "an"daki kendini bilme, tanıma hali değildir. En çok da geçmişin sende biriktirdikleriyle beraber kendini tanımayı anlatır. Sırf kendi geçmişin değil elbette, içine doğduğun kültürün, toprakların geçmişidir seni sen yapan. Derinden açılan yaraların çoğu tam da bu nedenle hep geçmişin izlerini taşır.